İNSAN VE KÜLTÜR
İNSAN VE KÜLTÜR
Yazar. : Bozkurt Güvenç
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Alanı : Akademik Araştırma/İnceleme
Kapak tasarımında görüldüğü gibi kitap içeriği:
Kültür Bilimine Giriş,
İnsanlar Neden Benziyor,
Nice Farklı, Nasıl Değişiyor,
Kültür Kuramının Başlıca Öge ve Süreçleri, Doğa-İnsan-Kültür Etkileşimi,
İnsan Varlığının Biricikliği ve Çeşitliliği,
Eğitim Kültür İlişkisi gibi ana başlıklar altında kaleme alınarak kitap okura sunulmuş.
Kitabın akademik bir dil ve akademide ders kitabı olarak kullanılmak üzerine yazıldığı kadar, konuyla ilgili meraklı okurlarında faydalanacağı bir üslup ile kaleme alındığını söyleyebilirim.
Kitabın son kısmında, Antropoloji/İnsan Biliminin önemi ve ortaöğretim safhasından itibaren eğitim müfredatında yer verilmesinin yaygınlaşması, öğrencilere temel bilgilerin verilmesi hakkında tavsiyeler içermesi bakımından da önemli..
İnsanın tarih içinde geçirdiği evreler; insanın gerek kardeşi insanla, gerek diğer canlılarla, gerek yaşadığı coğrafya ve coğrafyanın insanın gelişim süreçlerine etkileri bakımından da dikkate değer..
Tarih boyunca insan Antropolojik olarak kendisine şu soruyu sorma lüzumunu hissetmiştir.
“Ben kimin? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Benim dışımda olanlarla nasıl ilişki kurabilir, onlardan nasıl faydalanırım? Benim dışımda olan varlıklarla nasıl ilişki kurmalıyım?
Bana benzeyen diğer varlıklardan farklarım var mı?
Varsa nu farklar nedir?
İnsan bu ve benzeri sorulara cevap arama ihtiyacı duyduğu kadar, ortak davranış biçimleri geliştirmek, iletişim kurmanın yol ve yöntemi üzerine düşünmüş, yol ve çareler aramış ve üretmiştir..
Kültür kavramının tanımı konusunda da insan bazı sıkıntılar yaşamıştır ve hala yaşamaktadır.
Kültür dediğimiz şeyin, çok çeşitli kelime anlamları vardır.
En belirgin olanı ise, “Ekin”dir.
Ayrıca, uygarlık anlamına kadar uzanan bir tanımlama çabasının varlığını göz ardı edemeyiz.
Kültür dediğimiz şey; toplumlara, bölgelere, kıtalara, coğrafyalara, mesleklere göre farklılık gösterebilir.
Kavram, insanlığın geçirdiği kültürel evrim ve devrimlere göre zenginlik içermektedir.
Poleoletik:Eski taş, yontma taş, yada üretim öncesi,
Neoletik: Yeni taş, cilalı taş yada üretim evresi,
Endüstri: Makine, enerji ya da yoğun üretim evresi..
Esasen kültür dediğimiz ve insanın ürettiği şey, yaşam tarzı, gelenek, görenek, örf, adet, töre ve hukuk nosyonlarını üretmiştir.
Burada kültür dediğimiz şeyin oluşumu üç şekilde tanımla açıklama gayretlerini görüyoruz.
Kültürün oluşum evresinde üç tanım öne çıkıyor.
Bunlar:
Kültürlenme: Sosyal bilimlerdeki sosyalizasyon yada geniş anlamıyla eğitim. Doğumdan ölüme kadar, bireyin, toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilenmesi ve değiştirilmesi.
Kültürleme: Belli bir toplumun alt kültürlerinden, ya da farklı toplumlardan kopup gelen birey ve grupların, buluşması ve bir etkileşim süresi sonunda, asıl kültür ve alt kültürlerde bulunmayan yepyeni bir birleşime varılması, ulaşılması.
Kültürleşme: Kültürel yayılma süreciyle gelen maddi ve manevi öğelerle, başka kültürden birey ve grupların, belli bir kültürel etkileşime girmesi ve karşılıklı etkileşim sonunda her ikisinin de değişmesinin mümkün olduğu..
Görüldüğü gibi kültür değişmeleri insanlık için kaçınılmaz bir zorunluluk içermektedir.
Dünyamızın küçük bir köye dönüştüğü, dünyanın bir yerinde ortaya çıkan bir davranış ve düşüncenin çok kısa bir sürede yayılma sürecine girmesi, her birimizin internet üzerinden beş saniye içinde dünyanın diğer bir ucuyla iletişime geçmesiyle kültürel etkileşim hızı bir hayli artmıştır.
Elbette insanlık aleminin bir nüvesi olan milletlerin kendi coğrafyalarında kendilerine has kültürlerin varlığı bir vakıadır ancak küreselleşen dünyada bu kültürü saf haliyle korumak mümkün görünmemekte, yerel kültürlerin varlıklarının folklorik olarak korunmasına yönelik çalışmalar şeklinde kalacak diye öngörüde bulunmak abartı olmayacaktır.
Kültür konusunda yazılabilecek çok şeyler var ama sözü uzatmadan kitaptan bir alıntıyla tanıtım veya kitap değerlendirme yazısını sonlandırmak için kitaptan aktaracağım bölüme geçmek istiyorum.
Kitaptan, “ ‘Kültür sorunu'nun sadece bir coğrafya, sadece tarih, sadece ekonomi, sadece güzel sanatlar, sadece yönetim,(rejim), sadece okul(öğretim),sadece kütüphane, folklor, müzik, devlet tiyatrosu, veya sadece bir ideoloji konusu olmadığı, ancak ve ancak bu suretle anlaşılabilecektir. Planlama ve uygulamada, antropologların oynayacağı daha etkili, yetkili ve sorumlu yol, bu yoldan mümkün olabilecektir. Bilimsel bir disiplinin(tıp,hukuk ve mühendislik gibi) bir meslek haline gelebilmesi için, öteki medleklerden bilinçli bir isteğin gelmesi şarttır. Bu talebi sağlamanın en kestirme yolu, belki de, adı geçen alanlarda yetiştirilen bilim ve meslek adamlarına, antrapolojik temel kavramların kazandırılmasından geçer. Toplum hayatının planlama, yaşama, yürütme ve yargılama alanlarında, sosyal bilimlere daha işlevsel bir yer vermek istenirse; işte antropolojiden başlamak uzun süreli bir yol ve yatırım gibi gözükebilir. Fakat öteki seçeneklerin sayısı çok fazla değildir. Bu yaklaşımda öteki ülkelerden pek de geri kalmış durumda değiliz.
Antropolojinin uygulama tarihçesi, durumu ve geleceği üzerinde duruldu. Uygulamalar, olanaklar, gerçekçi, alçakgönüllü ölçütlerle değerlendirildi. İnsanı, insanlığı kurtaracak bir bilimden yoksun bulunduğumuz gerçeği vurgulandı. Bilimlerimiz nice yetersiz olsa da umut yine bilimdedir. Bütün eksik ve kusurlara karşın, Antropoloji'nin evrensel ve insanca bir bilim olmaya en yakın bulunduğunu savunan düşünürler vardır.”
Hasılı kelam, insan, kültür, tarih, gelecek hakkında bileceğimiz şeylerin bildiklerimizden daha fazla olması mümkün demek pekala mümkün görünüyor.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.