Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

Kendi Yangınında Üşümek

Kendi Yangınında Üşümek

KENDİ YANGININDA ÜŞÜMEK

"Ben kimin acısını çalıyorum?" İnsan, hayatın engebeli, tozlu yollarında nefes nefese ilerlerken durup bu soruyu sormalı kendine. Evet, çalmak diyorum... Bir yetişkinin kendi payına düşen ham sancıyı çekmesine mani olmak, aslında onun olgunlaşma hakkını sinsice elinden almaktır. Anneannem derdi ki; "Neren acırsa canın oradadır." Lakin o can, sadece sizin göğüs kafesinize aittir. Bir başkasının hatta canından kopup gelen evladınızın yerine bile soluklanamazsınız, onun tutacağı yasın üzerine kendi gölgenizi düşüremezsiniz.

Eğer acı onun hayatının bir parçasıysa, enkazın altından kendi tırnaklarıyla kazıyarak çıkmak zorundadır. Toplumun kutsal saydığı, her yeri örten aşırı şefkat perdelerini araladığımızda karşımıza çıkan şey, aslında kalbi kötürüm bırakan bir prangadır. Zihnimiz evlatlarımızı ilk doğduklarındaki çaresiz ve muhtaç bakışlarıyla donduruyor hafızamızda. Elli yaşına da gelseler büyüdüklerini bir türlü kabullenemiyoruz. Onları bize hep mecbur sanmak, aslında kendi içimizdeki "vazgeçilmez olma" açlığını beslemekten başka nedir ki? Bu durum, bir canın serpilip kendi yoluna gitmesi karşısında duyulan ilkel korkunun yansımasıdır. Zihin, sunduğu her fedakârlığı bir mülkiyet hakkı sanmaya başladığında, aslında karşısındakini değil, kendi geçmişini putlaştırmaya başlar. Artık kendine muhtaç olmayan bir varlık karşısında insanın hissettiği boşluk duygusu, emeklerinin ziyanı değil; kendi varlık nedenini bir başkasının bağımlılığına bağlamış olmanın trajedisidir.

Yetişkin çocuklarımın yükünü bir ömür sırtımda taşımaya kendimi mecbur hissetmiyorum diyebilmek, onlara duyulan en deruni, en dürüst saygıdır. "Sen bir bireysin ve kendi yıkımının küllerinden yeniden doğacak güce sahipsin," diyebilme cesaretidir bu. Oscar Wilde bir noktayı işaret eder: "Dünyada sadece iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek, diğeri ise elde etmektir." İnsan çok arzuladığı sonsuz mülkiyeti elde ettiğini sandığında, aslında en büyük trajedisine adım atar. Çünkü elde edilen her şey, bir gün gitmeye mahkûmdur. İşte tam burada yok sayma, silebilme gücü devreye girmelidir.

Biten bir hikâyenin arkasından ağıt yakmak, gidenin hayaline secde etmekten farksızdır. Karar verilmiş, hüküm kesinleşmişse; geriye kalan her saniye hayattan çalınan beyhude bir zamandır. Bir evliliğin enkazı ya da bir dostun sessiz gidişi; Gazze’de topyekûn yok olan hayatların yanında ne kadar sığ, ne kadar geçicidir aslında. Biliyorum, ateş düştüğü yeri yakar diyerek itiraz ediyorsunuz. Lakin biz, dünyanın öbür ucundaki kocaman kıyameti göremeyecek kadar kendi kabuğumuza çekildiğimizde, aslında en büyük üşümeyi yaşıyoruz.

Kendi kurduğumuz fildişi mabedin dervişi olup, müridi olmayan kaskatı yalnızlığı seçmek yerine; hayatın çıplak ve sert gerçekliğiyle el sıkışmak gerekir. Acı uzun yaşanmaz; acı, idrak edildiği an biter. Kendi avucumuzdaki küllere ağlamayı bıraktığımızda, dünyanın öbür ucundaki asıl ateşi görecek yer açılır kalbimizde. Evladının elini bırakmak onu terk etmek değil, ona kendi gücünü miras bırakmaktır. Çünkü her insan, kendi enkazından kendi elleriyle çıkacak kadar mağrur ve güçlüdür.

Asıl trajedi, dışarıdaki büyük yangınları bir kenara bırakıp, insanın seçimleriyle ya da iradesi dışında yarattığı küçük ve sığ kederlerin gölgesinde, kendi yangınında üşümek zorunda kalmasıdır.

Aşk ile eyvallah

Derya Deniz DİNÇ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi