İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ‘rüşvet’ ve ‘irtikap’ iddialarıyla 13 Mart’ta gözaltına alınan Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, işlemleri için İstanbul’a götürülmüştü. Gözaltında bulunan Günel, bu sabah Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi. Başkan Günel’e destek vermek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın İl Örgütü, destek olmak isteyen vatandaşlar ve partililer için her ilçeden otobüs kaldırdı. Sabah saatlerinde İstanbul’a ulaşan CHP Aydın İl Örgütü ve partililer, İstanbul Adalet Sarayı önünde toplanmaya başladı. Adalet Sarayı önünde CHP Aydın Milletvekilleri Bülent Tezcan, Süleyman Bülbül ve Evrim Karakoz, CHP Aydın İl Başkanı Hikmet Saatçı, Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, Bozdoğan Belediye Başkanı Mustafa Galip Özel, Kuyucak Belediye Başkanı Uğur doğanca, Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı, CHP Nazilli İlçe Başkanı Aslı Ökmen, Koçarlı İlçe Başkanı Hasan Akın, ilçe belediye başkanları, belediye başkanı yardımcıları, ilçe başkanları, meclis üyeleri ve partililer yer aldı.
Çağlayan Adalet Sarayı önünde açıklamalarda bulunan CHP Aydın Milletvekili Tezcan, “Adalet Sarayı deyince insanların içinde bir huzur, güven, bir gelecek endişesi olmadan güven içerisinde yaşayabileceği duygusunun yerleşmesi gerekir ama uzun zamandan bu yana özellikle de son 1 buçuk yıldan bu yana İstanbul'da Çağlayan Adliyesi deyince aklımıza adalet değil, adaletsizlik hukuk değil, hukuksuzluk, vicdan değil, kumpaslar üzerinde insanlara eziyet edilen bir sistem ve düzen geliyor. Yine Çağlayan Adliyesi'nin önündeyiz. Bundan önce Büyükşehir Belediye Başkanımız Cumhurbaşkanı adayımız, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bürokratlarımız, meclis üyelerimiz, ilçe belediye başkanlarımız, Türkiye'nin dört bir yanından nedense İstanbul'a getirilen belediye başkanlarımız, belediye bürokratlarımız, çalışanlarımız, aydınlarımız, her birinin yolu bir şekilde Çağlayan'dan geçmeye başladı ve uzun zamandan bu yana Çağlayan adı adalet sarayı olan Çağlayan'da adalet değil, adaletsizliğe itiraz etmek üzere buluştuk, bir araya geldik, geliyoruz. Maalesef. Bugünlerin geçeceğini biliyoruz. Bugünlerin kalıcı olmadığını biliyoruz. Er geç haklının kazanacağını biliyoruz. Kötülüğü organize kötülük halinde sistematik olarak hayata geçirenlerin kaybedeceklerini biliyoruz. Ama bu dönemde de yine bize bugün de mücadele etmek, direnmek düştü. Yine bize bugün arkadaşlarımıza destek olmak düştü. Bakın Kuşadası’nda yürüyen bir soruşturmanın bu arkada gördüğünüz binada İstanbul Adliyesi'nde ne işi var? İddia edilen fiillerin tamamı Kuşadası’nda geçtiği iddia edilmesine rağmen iftira atılan her eylem Kuşadası’nda geçiyor denmesine rağmen bu binayla ne ilişkisi var? Neden İstanbul'dayız? Belediye başkanımız, bürokratlar, arkadaşlarımız neden İstanbul'da? Bu kadar vatandaş otobüslere dolup İstanbul'a niye gelmek zorunda kaldılar? Çünkü biliyoruz ki CHP’li belediye başkanlarına yönelik her türlü kumpas soruşturmasının merkezi haline geldi. Ne yazık ki İstanbul ve Çağlayan Adliyesi, adalete hukuka aykırı olarak bir buradaki başsavcılık Türkiye Başsavcılığı gibi çalışmaya başladı” ifadelerini kullandı.
“ÇAĞRILSA GELECEK KİŞİLER NEDEN GÖZALTINDA”
Tezcan, açıklamasının devamında yürütülen davanın gizli olmasından dolayı eleştiride bulunarak, “Arkadaşlarımıza güvenimiz tam. Ancak dosyada hukuka aykırı şekilde gizlilik kararı bulunduğu için delil ve belgelere erişemiyoruz. İnsanları suçluyorsunuz ama neyle suçlandıklarını bilmelerine imkan tanımıyorsunuz. Adeta birine iftira atıp ‘delilini göster’ denildiğinde ‘gösteremem ama kendini savun’ demek gibi bir durum yaşanıyor. Bu gizlilik kararı savunma hakkını kısıtlıyor. Ayrıca arkadaşlarımız dört gündür gözaltında. Kaçma şüphesi olmayan, çağrıldığında gelebilecek kişiler neden gözaltında tutuluyor? Biz bunun nedenini biliyoruz. Türkiye’nin birçok yerinde CHP’ye yönelik soruşturmalar var, bunun bir örneğini de Aydın’da yaşıyoruz. Ömer Günel'in bugün gözaltına alınması ve bu operasyonların yapılması AK Parti'ye kendi paçasını kurtarmak için pazarlık yaparak giden giderken 340 dört bin Aydınlı hemşerimizin oyunu pazarlık masasına koyan, çalışan, emek veren Aydın'daki her kardeşimizin alın terini pazarlık masasına koyan bir kişinin topuklayıp kaçan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı'nın hanımefendinin ismi geçti. Üç kere para istedi, para aldı bizden diye ifade tutanağına ismi geçti. O ifade tutanağında ismi geçen bir başka arkadaşımızı Zeydan Karalar’ı ki somut bir rakam bile yoktu. Aldılar Adana'dan getirdiler 10 ay burada yatırdılar haksız yere ama hanımefendi bununla ilgili pazarlık masası kurdu ve dedi ki beni bu soruşturmadan kurtarın. Birincisi o soruşturmadan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı'nı kurtarmaktı” sözlerine yer verdi.
“İNŞALLAH SERBEST BIRAKIRLAR”
Soruşturmanın delil olmadan yürütüldüğünü iddia eden Tezcan, “Bütün arkadaşlarımız, belediye başkanlarımız bu saldırılara ve iftiralara karşı kararlı bir şekilde direndi. Kendilerine güveniyorlardı. Alınları ak, başları dikti. Haram lokma yemediklerinden hiçbir tereddüt ve endişeleri yoktu. Partilerine ve kendilerine oy veren vatandaşa saygı gösterdikleri için de o saygının gereği olarak direndiler. On yıl hapis yatanlar oldu, bir yıl yatanlar oldu. Şimdi Silivri’de birçok arkadaşımızın duruşmaları devam ediyor. Ama teslim olmadılar. Ancak bu kişi topuksuz döndü, bir pazarlık masasına oturdu. ‘Beni o dosyadan kurtarın’ dedi. Demek ki verebilecek hesabı yokmuş. ‘Ben AK Parti’ye geçeyim’ dedi. Bu birinci adımdı. İkinci olarak da yıllardır devam eden ve bizim de itiraz ettiğimiz soruşturmalar birer birer beraatle sonuçlanmaya ve kapatılmaya başladı. Demek ki ikinci olarak da ‘Beni bu davalardan kurtarın’ dedi. Üçüncü olarak da uzun zamandır husumetli olduğu, siyaseten de kendisini yeneceğinden korktuğu Ömer Günel’in hapse atılmasını istedi. Yani ‘Beni hapisten kurtarın, onu hapse atın’ dedi. Pazarlık buymuş. Bu transferin üçüncü taksitini de böyle almaya çalışıyorlar. Ben şunu açıkça söylüyorum; burada dayanışma gösteren arkadaşlarımızın inancıyla, Kuşadası’nda ve Aydın’da gönlü burada olan insanların gücüyle söylüyorum: Biz bu saldırılara boyun eğmeyeceğiz. Dün emniyette ifadeler alındı. Ortada zerre kadar ciddi bir şey yok. Bir yapı işleri müdürüne ‘para alarak iskan ruhsatı vermişsin’ diye iddia ediyorlar. Temmuz ayında para alıp ruhsat verdiğini söylüyorlar. Oysa aynı müdür Ocak ayında, yani yedi ay önce, devletin resmi sitesinde de görülecek şekilde o iskan ruhsatına onay vermiş. Dosyadaki bilgi bu. Yani yedi ay önce onay verilen bir işlem için sonradan yalancı bir ifade bulmuşlar, yarım yamalak bir iddiayla tezgâh kurmuşlar. Bunun gibi ortada hiçbir ciddi delil ve iddia olmayan bir soruşturma yürütülüyor. Devlet bu kadar aciz duruma düşürülemez. Devlet hepimizin devleti. İnşallah savcılık sorgusunun ardından hakimliğe sevk edilmeden serbest bırakılırlar. Olması gereken budur” dedi.
“ÜMİDİMİZİ KESMEDİK”
Tezcan, konuşmasını ifadelerle sonlandırdı: “Şu ana kadar yaşanan kötülüklerin hiç yaşanmaması gerekiyordu. Ama şu andan itibaren en azından yapılması gereken arkadaşlarımızın serbest bırakılmasıdır. Şimdi soruşturmayı yürüten savcıya sesleniyorum. Milletin verdiği yetkiyi kullanıyorsunuz. Devletin onurunu ve itibarını yukarıda tutmak yüksekte tutmak sizin görevinizdir. Devlet bir kısım siyasi muhterislerin kendi küçük hesaplaşmalarının malzemesi olamaz. Onların ayakları altında ezilemez. Eğer devleti bu hale getirirseniz kullandığınız yetki oturduğunuz makam ve kendi itibarınızı sorgulanır hale getirirsiniz. O yüzden burada bulunan bütün arkadaşlarımızın ve gönlü burada olan bütün Aydınlı hemşehrilerimizin duygularını bu şekliyle paylaşıyoruz ve hala adaletten ümidimizi kesmek istemediğimizi ifade etmek istiyoruz.”