Anna Karanina

Ali İhsan Dilmen

Yazar : L.N. TOLSTOY
Yayınevi : T. İş Bankası/Kültür Yayınları
Türü : Edebiyat/Klasik
Çevirmen: Ayşe Hacıhasanoğlu/ Rusça'dan

Tolstoy'un en önemli eserleri arasında yer alan ve çok defa sinema filmi de çekilen roman gerçekten hem yayınlandığı dönemde hem günümüzde okuyucu tarafından hak ettiği değeri görmektedir.

Edebiyat severlerin keyifle ve heyecanla okuyacağı bir eser Anna Kararina..

Roman kahramanı Anna; hayata bakışı, inandığı şekilde yaşama arzusu, toplum tarafından kabul edilmiş yaşam tarzı ve değerler dünyasına karşı duruşuyla öne çıkmakta, toplumun insanlar etrafında ördüğü sınırlara, uyumlu davranış önerilerine cesaretle itiraz etme, saygınlığını, özgürlük alanlarını koruyarak davranma iradesini hayata geçirme çabasını, büyük riskler almasına, evliliğinin bozulmasına, eşinden ayrılmasına rağmen, Hıristiyan inancına göre boşanma konusunda önüne çıkan engellere direnmenin bedelini ağır bir şekilde ödemekte, sevdiği insanla birlikte yaşamasına, önceki evliliğinden olan oğluyla görüşmesinin engellenmesiyle ayrı bir hasret çekmeye zorlanmış, Rus sosyetesi tarafından boykota uğramış, görüşmesi engellenmiştir.

Anna Karanina çektiği bunca acı, ortaya koyduğu dirence rağmen, yaşadığı hayata dair cevap bulamadığı sorular, yahut içine sürüklendiği hayata katlanamayarak, kocası ve oğlunu terk etmesinden duyduğu pişmanlık onu intihar ederek hayatına son vermeye sürüklemiştir.

Anna Karanina içine sürüklendiği, kıskançlık, bunalım neticesinde tren istasyonunda kendini trenin altına atarak geçmişiyle hesaplaşmaya yönelik mesaj verecek şekilde hayatına son verir.
Yaşadığı hayat ona rahatsızlık vermeye başlamıştır ve ona göre rahatsızlık veren şeyden de kurtulmak gerekir.

“Evet, beni çok rahatsız ediyor ve kurtulmak için akılda verilmiş; demek ki kurtulmak gerekiyor. İnsanın artık bakacak bir şeyi yoksa, bütün bunlara bakmaktan iğreniyorsa o zaman mumu neden söndürmesin?” diyerek zihninde intiharının gerekçesini üretir.

Evlilik, Aşk, Kıskançlık, Arzular, Rus köylüsünün toprakla yaşadığı sorunlar, çiftlik sahipleri, köylüler, üretim, emek ve en önemlisi Ölüm konusunun, hayatın anlamına dair derinlemesine işlendiği, Anna Karanina’nın dışında romanın kahramanlarından Kostantin Kelin'in kendi iç dünyasında yaptığı sorgulamalar, dine inanmayan bir kişi olarak dinin ve dindarların eliyle toplumda iyiliğe dair yaptıklarını, sadece Hıristiyanlık değil, diğer dinlerin; Müslümanlık, Yahudilik, Budistlik, Konfüçyanistliğin vs. iyilik üzerine ileri sürdükleri söylemler, tanrıya inanan yahut inanmayan insanların yaşadıkları karşısında yapacak bir şeyleri kalmadığında, mümkün imkanları tükendiğinde, gayri iradi olarak dua ederek tanrıya yönelmesinin nedenlerine dair aradığı varoluşsal cevaplar zihnini meşgul eder..

İyilik, hayat, ölüm, aile ve sevginin kaynağı üzerine sorgulayıcı yönleriyle roman, bütün zamanlarda okur için ilgi odağı olmaya devam edecektir.

Anna Karanina'nın aşk, tutku ve kıskançlıklarının yerine Kostantin Levin'in hayata bakışının okurun ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir bölümle kitap hakkında kanaatimi toparlayarak ifade etmeliyim.
Benim okumalarıma göre Anna Karanina kadar ve belki de daha fazlası Kostantin Levin’in hayat verdiği karakter, romanın vermek istediği mesaj açısından daha ön plandadır.

Anna Karanina'da ortaya çıkan bireysellik, Kostantin Levin'de yaşatılan toplumsallık adeta zıt kutupların varlığıyla okuru tercih yapmaya zorlamaktadır.

“Sergey İvanoviç için küçük kardeşi iyi yürekli, mert, ama oldukça işlek bir zekaya sahip olduğu halde, bir anlık izlenimlere kendini kaptırıp çelişkilere düşen bir çocuktu. Bir ağabey hoşgörüsüyle bazen ona olayların anlamını açıklardı, ama son derece kolay yendiği için onunla tartışmaktan keyif alamazdı.

Kostantin Levin, ağabeyine çok akıllı ve eğitimli, bu sözcüğün en yüksek anlamında soylu ve toplumun iyiliği için üstün bir çalışma yeteneğine sahip bir adam gözüyle bakardı. Fakat yaşlandıkça ve ağabeyini daha yakından tanıdıkça, kendisinde hiç bulunmadığını hissettiği bu çalışma yeteneğinin belki de iyi bir nitelik değil, tam tersine bir şeylerin, ama iyi, dürüst, soylu istek ve zevklerin değil de, adına yürek denen yaşam gücünün, insanı önüne çıkan sayısız yaşam yollarından birini seçmek ve yalnız bu yolu arzulamak zorunda bırakan isteğin eksikliği olduğunu ruhunun derinlerinde giderek daha çok düşünüyordu. Ağabeyine tanıdıkça, Sergey İvanoviç'in de, toplum yararına çalışan pek çok başka insanın da toplum yararına gösterdikleri bu sevgiye yürekleriyle yönelmediklerini, ama bununla uğraşmanın iyi bir şey olduğuna akıllarıyla hükmettiklerini ve sırf bu nedenle bu işle uğraştıklarını daha fazla fark ediyordu. Ağabeyinin toplum yararı ve ruhun ölümsüzlüğü gibi meseleleri bir satranç partisinden ya da yeni bir makinenin çok zekice tasarlanmış yapısından birazcık daha fazla yüreğine yakın hissetmediğini fark etmesi de Levin'in bu hipotezini doğruluyordu…”

Shf.315

***Okundu

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.