KÜRT TARİHİNİN KAYNAKLARI ve KÜRDOLOJİ ÇALIŞMALARI
Yazar :Bekir Biçer
Yayınevi :Çizgi Yayınları
Alanı : Araştırma/İnceleme
İlk bölümde geçmişten günümüze Kürt kavminin yaşadığı coğrafya, Kürtlerin yaşam alanları, yaşadığı bölgelerde var olan devletler ve diğer topluluklarla ilişkileri, yaşam koşulları, yaşadıkları coğrafya, iklimin yaşamlarına etkilerine dair tarihi kaynaklarda; edebiyat, folklor, sosyoloji, askeri ve siyasi varlıklarının tespiti ile ilgili var olan bilgilere seyyahların, tarihçilerin tespitleri ve edebi kaynaklar referans gösterilerek yer verilmiş.
Kürtler, yaşadıkları bölgelerden göç etmemiş, aynı bölgelerde farklı kavimlerle ve onların yönetimi altında yaşamayı sürdürmüşler..
Bu kaynaklara göre Kürtlerin ayrı bir kavim oldukları, lehçe farklılıkları olsa bile konuştukları bir dil ve bu dil ile yazılmış dini ve edebi metinlerin varlığını görüyoruz.
Yani yıllardır Kürtlerin etnik olarak varlıklarının inkarının mümkün olmadığını, yaşadıkları dağlık bölgelerin yaşam şartlarını etkilediğini, bu şartlara göre de varlıklarını sürdürmek için daha sert ve aşiret yapısı içinde yaşamak zorunda olduklarını, bu şartlara göre bir kültüre sahip olduklarını öğreniyoruz.
Kürtlerin yaşadığı bölgeler ve yaşam alışkanlıklarına dair farklı zamanlar ve farklı araştırmacılar tarafından birçok ortak yönlerinin varlığı, komşu milletlerden hem yaşam pratikleri, hem din hem dil bakımından etkileşim içinde olduklarını, başka inançlardan Kürt toplulukları olmasına rağmen nüfusun büyük çoğunluğunun müslüman olduğunu, kendi dillerini kullandıkları gibi özellikle edebi ve dini eserlerde Farsça, Arapça ve Türkçe'yi kullandıkları bu dillerde eserler verdiklerini de öğreniyoruz.
Bölgesel nitelikli olsada siyasi yönetim oluşturdukları da tarihen sabit..
Mervaniler ve Eyyubilerin Kürt Devletleri olduklarına dair iddialar oldukça kuvvetli..
Kürtler, Asyalı bir kavim ve geniş bir coğrafyaya dağılmış durumdalar, dağınık olmaları sebebiyle farklı lehçelere sahipler..
Kürtler hakkında bilgi kaynakları:
Eskiçağ kaynakları, İslam tarihi kaynakları,
Coğrafyacıların eserleri, Seyahatnameler, Menkıbeler, Dini metinler, Osmanlı ve diğer tarihi kaynaklar,
Kurdukları cemiyetler, basın organları, folklor, Müzik, halk oyunları, Dengbejler…
Kitabın ikinci bölümü ise Kürdoloji çalışmaları ile ilgili.
Kürdoloji çalışmalarına gelince Batılı ülkelerin burada dikkat çekecek bir şekilde çaba içinde olduklarını söylemek gerekiyor.
Batılı ülkeler:
İngiltere, Fransa, Almanya, İsveç, Avusturya, Hollanda, özellikle 20.yüzyıldan sonra ABD'nin gösterdiği ilgi ve alaka hayli dikkat çekici durumda..
Tabi bu arada gerek Ekim Devrimi öncesi ve sorasında Rusya veya Sovyetlerin çalışmaları adeta Kürdoloji çalışmalarında merkez hüviyetindedir.
Petersburg bu çalışmalarda üs gibi çalışmıştır.
Avrupa merkezinde de İsveç en çok Kürt'ün yaşadığı yer olarak, özellikle basılı vedika, makale, kitap ve edebi eserler bağlamında en çok yayına sahip ülkedir.
Kürtlerin yaşadığı bölgelerde ise İran, Irak, Suriye ve ülkemizde de kısmi çalışmaların varlığını görüyoruz.
Özellikle ülkemizde adeta anti Kürdoloji çalışmaları göze çarpmakta, Kürtlerin varlığını inkar eden yayınlar bir hayli dikkat çekmektedir.
Kürtlerin yaşadığı bölgelerin Kürtlerin varlığına yönelik ortaya koydukları çabaların ortak yönler ile Kürtlerin üzerinden bölgede hesapları olanların ortaya koyduğu benzerlikler gerçekten dikkat çekici bir vaziyet arzetmektedir.
Bugün bizzat Kürt aydınlarının ortaya koyduğu varlık çabaları hem edebiyat hem siyaset hem Kürt dilinin ve tarihinin varlığına dair ortaya koydukları çaba önem arz etmektedir.
Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerin devletlerinin inkarına rağmen Kürt dilinin hem sözlüğü, hem gramer kitapları, hem şiir antolojileri, hem edebi eserler, roman, deneme, çocuk kitapları ve başta mevlit olmak üzere yazılan dini ve Kürt tarihini içeren metin ve kitapların varlığı inkar edilemez.
Bölge devletlerinin, özellikle bizim devletimiz yaptığı inkar çabalarına rağmen istediği neticeyi alamamış, üstelik Kürtlerin var olma yolunda ortaya koydukları yöntem geçmişte olduğu gibi lokal, bölgesel isyanlar, kalkışmaların ötesinde varlığı uzun yıllardır süren terör ile mücadeleye dönüşmüştür.
Ülke bu sorundan kurtuluş için çıkış yolları aramakta,
arayışlar bir noktaya geldiğinde tıkanmakta, meseleyle yeniden boğuşmak ile karşı karşıya kalmaktayız.
Çözüm için aradığımız bu yol zaman zaman demokratik anlayış ve zeminde yoğunlaşmakta kabul edilmiş statüko ise, çözümün önüne güvenlik ve beka gerekçesiyle engel olarak çıkmaktadır.