Osmanlı'dan Cumhuriyet'e
TÜRK-ARAP-KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ
Yazar :Bekir Biçer
Yayınevi: Çizgi Yayınları
Alanı : Siyaset/Araştırma/İnceleme
Sanayi Devrimi, Fransız İhtilali sonrasında dünyamızda yaşanan iktisat, hukuk, sanayi, eğitim, sosyal ve siyasi anlayışların yönetimlere yansıdığı ve büyük değişim ile dönüşümlere sebep olduğu 19. ve 20.yüzyıllar birçok değişimi beraberinde getirdi.
O günün dünyasında üç kıtada etki gücü olan Osmanlı İmparatorluğu da mecburen etkilendi ve hatta bu sürece çok hazırlıksız bir şekilde yakalandı.
Evet, Osmanlı yönetimi yukarıda ana başlıklar halinde verdiğimiz alanlara ilaveten savunma sanayi ve askeri alanlarda da başarı gösteremedi.
Çünkü Osmanlı yönetimi dünyada gelişen olayları doğru okuyamadı ve bunun içinde ihtiyaç duyulan tedbirleri alamadı.
Hal böyle olunca da aldığı tedbirler bütünlüğünü korumaya yetmedi.
Bu süreçte birliğini korumak için zaman zaman İslamcılık, zaman zaman, Osmanlıcılık ve Türkçülük düşüncesine sarıldı.
Osmanlıcılık düşüncesine sarıldı zira imparatorluk topraklarında yaşayan tebaa arasında hatırı sayılır oranda gayri müslim azınlıklar mevcut idi.
Gayrimüslim azınlıkların bir çoğu kendini Osmanlı toplumundan ayrı görmüyordu.
Ayrıca bu azınlıkların varlığı Batıdan gelen değişime adaptasyonda önemli fonksiyona sahip olabilir, dünyadaki değişime daha kolay intibak sağlayabilirdik.
Ama şurası bir hakikattir ki, gösterdiği bütün çabalara; Tanzimat ve Islahat gibi fermanlara, 1. ve 2. Meşrutiyetlere rağmen bir türlü birlik sağlanamıyor, imparatorluk coğrafyasında isyanlar durdurulamıyor, yönetim her gün biraz daha zayıflıyor, müşterek duygular zafiyet geçiriyor, yapılan bütün reformlara rağmen çözülme durdurulamıyordu.
Kuruluşunda gidişattan memnun olmayan tüm kesimlerin varlığına rağmen İttihat ve Terakki Cemiyeti, devlet yönetimini ele geçirdikten sonra izledikleri politika ve ortaya koydukları Milliyetçi/Türkçü anlayışların neticesinde ayrışmaların derinleşmesine sebep oluyordu.
İmparatorluk birlik arayışında boğuşurken patlak veren Cihan Harbinde Çanakkale dışında bütün cephelerde yaşadığımız bozgun ülkenin üzerine karabulut gibi çöküyordu.
Savaş sonrası yaşanan paylaşım kavgasına yaptığımız itiraz, elimizde kalan Anadolu Coğrafyasında saraya rağmen ortaya konan Milli Mücadele…
Milli Mücadele sürecinde ortaya konan direniş ve o direnişi besleyen, halkın hissiyatında uyandırdığı kararlılık, gerçekleşen var olma kavgası..
İşte bütün bu süreçlerde Türk, Arap ve Türk aydınlarının mücadele azmini besleyen ve aynı zamanda çözüm arayışlarının etkileri ve sonuçlarını derli toplu ve en önemlisi objektif olarak okuyabileceğimiz bir kitap..
Bu kitap siyaset yapmak isteyen her insanın etnik kimliği ne olursa olsun okuması gereken bir kitap.
Bu tanıtım yazısında ancak konunun ana başlıklarını verebiliyorum.
Tarihimize objektif olarak bakacak, ayrılıklardan ziyade birlikteliklerimizi ön plana çıkararak yeni dünyanın bize kazandırdıklarından istifade ederek ortak aidiyet alanlarımızı; hukukla, sanatla, edebiyatla, kültürle, ticaretle güçlendirerek bütün halklar ve devletler olarak bölgede entegrasyon kurmanın mümkün yollarını bulmalı, inşa etmeliyiz.
Kavmiyetçilik ve üstünlük duygusuna kapılmadan ve geçmiş hatalardan ders alarak bunu yapmak mümkün..
Kitaptan bir alıntıyla devam edeyim.
“Mustafa Kemal Kuvayı Milliye hareketini organize edip bağımsızlık mücadelesine başladığı dönemde söylemlerinde İslamcı ve Osmanlıcı bir politika takip etmiş ve Türkçülüğü geri planda tutmuştur. Osmanlıcı politikayı Kurtuluş Savaşı'nı kazanana kadar sürdürmüştür. Bu İslamcı söylem Müslüman Türk ve Kürt halkından büyük oranda destek görmüştür. Mustafa Kemal'in Osmanlıcı söylemlerini destekleyen ve Kürtlere yönelik gönderdiği mektuplardan ve resmi belgelerden birkaç örnek verelim.
Cemil Paşazade Kasım Bey'e (16 Haziran 1919)
“Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmalarını tasvip etmem. Çünkü bu muhakkak Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır…Kürtlerle Türkler birbirinden koparılmayı kabul etmez, öz kardeşler; bugün için fariza-i vicdaniyemiz Kürtler ve Türkler, bütün İslami unsurlar tek vücut ve tek yürek olarak bağımsızlığımızı savunmak ve vatanın parçalanmasını önlemektir. Türk ve Kürt milletinin bu yüce maksadı elde etmeye azmetmeleri sayesinde neticeden tamamen emin olabiliriz. Kanaatlerimin edinilmesindeki azminin hiçbir kuvvet karşısında değişmeyeceğini en iyi siz bilirsiniz. Kürt kardeşlerimin hürriyeti, refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken her türlü hukuk ve imtiyazların verilmesine tamamen taraftarım. Fakat Osmanlı Devleti'ni parçalamaya uğratmamak şartıyla.”
Şeyh Mahmut Efendi'ye (13 Ağustos 1919)
“Hilafet ve saltanatın yok olmasına ve vatanımızın Ermeni ayakları altında çiğnenmemesine ve milletimizin Ermenilere esir olmasına rıza gösterecek hiçbir müslüman tasavvur edilemez. Düşmanlarımızın her taraftaki teşebbüsleri hep vatanın parçalanması ve milletimizin esir olması gayelerine yöneliktir. Milletten kuvvet almayan ve esir vaziyetinde bulunan merkezi hükümet aczden başka bir şey gösterememiştir. Cenab-ı Hak cümlemize muvaffakiyetler ihsan buyursun. Gözlerinizden öperim.
Eruh, Garzan Aşireti Reisi ve Musa ve Ziyna Aşireti Reisi Resul Beylere ve Muhterem arkadaşlarına.
“Kürdistan'ın, Osmanlı camiamızın ayrışmaz parçası olduğuna, milli bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün müdafaası uğrunda bütün Kürtlerin Türk kardeşleri ile beraber hayatlarını fedaya hazır bulunduklarına dair hükümete , yabancı temsilcilerine çektiğiniz telgrafı büyük bit kıvançla öğrendik. Fedakar Kürt kardeşlerimizin bu hamiyetli ve dini eserlerine şükran arz eyleriz.”
***Okundu