Yazar. : Erıch FROMM
Yayınevi: Say Yayınları
Alanı. : Psikoloji/Düşünce
Yazar ile ilk tanışmama vesile Sevgi Üzerine kitabı diyebilirim.
İnsan davranışlarını etkileyen çevresel şartlar, yani içine doğduğumuz kültür, toplumun alışkanlıkları, insan için önem içeren duygu durumları ve hassasiyetleridir.
İnsan davranışı kişisel olarak gösterilen çaba, gayret ve okuma ile elde edilen bir düşünceyi içermiyorsa birlikte yaşadığı toplumun ortak korkuları, umutları, sevgileri, hayalleri ile şekillenir.
Öyle ki, insan bu hazır bulunuşluğun sağladığı konfor için kendini birey olmaya, risk almaya çağıranların çağrıları yerine toplumun kabul ettiği korkular için özgürlüğünden vazgeçmeyi daha ehven, tercihe şayan bulur.
İnsanın bu zaafını bilen yöneticilerde yönettiği insanların korkularını büyüterek onları yönetmeyi tercih ederler.
Yapamadıkları için sığındıkları yer, ya iç düşman, yahut dış düşmanların varlığı olur.
Okur bu kitabı okuduğunda gerek kendilerinin, gerek toplumun nasıl kontrol altında tutulduklarını ve gönüllü bir şekilde özgürlüklerinden vazgeçtiklerini bilimsel olarak görebileceklerdir.
Dünyamızın değişik tarihlerde ve değişik aktörler, liderler tarafından tehlikelere, savaşlara nasıl sürüklediklerini, bunu yapmak için kimi zaman dinleri, kimi zaman ırkları, kimi zaman sosyal sınıfları, kimi zaman da iktisadi olarak kazanma arzularını kullandıklarını da göreceklerdir.
Yine şurası vazgeçilemeyecek tek gerçektir.
İnsanların bir arada yaşamalarını sağlayacak asgari zemin, bir arada yaşamanın hukuki kurallarını koymak, bu kurallara sadakatle bağlı olmak ve uymakla mümkündür.
Zaten insan, devlet denilen kuruma bu ihtiyaç sebebiyle icat etmiştir.
Önceleri devlet denilen aygıt yoktu.
Devlet bu ihtiyaçtan doğdu ve insanlar bir takım haklarından vazgeçerek devleti inşa etti.
Devlet, insanların bir arada yaşamalarını sürdürürken karşılaştıkları şahsi problemlerden ziyade bireyin tek başına altından kalkamayacakları yaşamlarını kolaylaştıracak hizmetler içinde gerekliydi.
Bunun için bir yönetim oluşturulmalı ve ona yetkiler verilmeliydi.
Devlet bu temel ihtiyaçlar ve ortaya çıkan toplum sorunlarını çözmek için kurgulandı.
Devleti yönetenler, insanlardan aldıkları yetkiyi onların tek başlarına yapamayacaklarını yaparken hesap vermekten kurtulmanın gerektiğini düşünerek denetimden kaçmanın yollarını aradılar ve denetimden uzaklaştıkları her vakitte kendilerine verilen emaneti gücün asli sahibi gibi davranmanın yolunu aradılar.
Bunu da çoğu zaman duygu durumlarımızı ve hassasiyetlerimizi istismar ederek gerçekleştirdiler.
Yani halk, yöneticilerine verdiği emanet gücün zulmüne maruz kaldı veya yöneticilerin beceriksizliklerinin bedelini kendisi ödemek durumuyla karşı karşıya kaldı.
Yani, yöneticilerine verdiği her yetkide özgürlüklerini terk ettiler.
İşte bu kitap insanların kendi özgürlüklerinden kaçış hikayelerini bilimsel olarak açıklama iddiasındadır ve bu iddialarını temellendirmek ve okuru uyarmak ve iddialarıyla ikna etmek gibi bir amaçla yazılmıştır.
Kitap içeriğine başlıklar halinde verdiğimde demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
ÖZGÜRLÜK RUHBİLİMSEL SORUN MU?
BİREYİN ORTAYA ÇIKIŞI, ÖZGÜRLÜK KAVRAMI
REFORM ÇAĞINDA ÖZGÜRLÜK
ÇAĞDAŞ İNSAN AÇISINDAN ÖZGÜRLÜĞÜN İKİ YÖNÜ
KAÇIŞ MEKANİZMALARI
NAZİZM PSİKOLOJİSİ
ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ
KİŞİLİK VE TOPLUMSAL SÜREÇ
“Kitapta, özgürlüğün çağdaş insan için iki yönlü anlam taşıdığı, insan, geleneksel yetkelerden kurtulup özgürleşerek, bir ‘birey’ haline geldiği, ama aynı zamanda, soyutlanmış, güçsüz, kendisinin dışındaki amaçların bir aracı, kendisine ve başkalarına yabancılaşmış duruma geldiği, üstelik bu durumun benliğini hiçe saydığı, onu zayıflattığı ve ürküttüğü, bireyi, yeni türden bağlılıklara boyun eğmeye hazır hale getirdiği savunulmaktadır.
Öte yandan olumlu özgürlük, bireyin gizilgüçlerini tam olarak gerçekleştirmesi ve bunun yanı sıra etkin ve kendiliğinden yaşama yetisini yaşama geçirmesiyle özdeştir. Özgürlük, kendi dinamizminin mantığıyla hareket ederek kendi karşıtına dönüşme tehlikesi gösteren kritik bir noktaya ulaşmıştır. Demokrasinin geleceği, Rönesans’tan beri çağdaş düşüncenin ideolojik amacı olagelen bireyselliğin gerçekleştirilmesine bağlıdır. Günümüzdeki kültürel ve siyasal bunalım, aşırı ölçüde bireyselliğin var olduğu olgusunun değil, bireysellik sandığımız şeyin boş bir kabuk haline gelmesinin sonucudur.
Özgürlüğün zaferi, yalnız ve yalnız demokrasinin yeni bir toplum geliştirmesiyle mümkündür; bu toplumda, kültürün amacı ve ereği, bireyin oluşması, gelişmesi ve mutluluğu olmalıdır; bu toplumda yaşamdaki başarıyı ya da herhangi bir şeyi haklı çıkarmak için nedenlere vgereksinim olmamalıdır; birey ister devlet olsun ister ekonomik çark, kendisi dışında hiçbir güç ya da yetke tarafından saptırılmamalı, kullanılmamalı, bunlara boyun eğmek durumunda bırakılmamalıdır ve son olarak da toplumda, insanın bilinci ve idealleri, dışsal taleplerin içselleştirilmiş hali değil, gerçekten KENDİSİNİN idealleri ve bilinci olmalı, birey, kendi benliğinin başkalarından farklı özelliklerinin sonucu olarak ortaya çıkan amaçları dile getirebilmelidir.
shf:275-276