YURTTAŞLIK VE TOPLUMSAL SINIFLAR
Yazar. :TH. Marshall ve T.Bottomore
Yayınevi. : Gündoğan Yayınları
Türü. : Sosyoloji/Siyaset
Yurttaşlık ve Toplumsal Sınıflar kitabı çok uzun zamandır okunmak için kütüphanemde bekleyen kitaplardandı.
Bu günlerde Gündoğan yayınlarının kitaplarını okumaya başlayınca sıra ona da geldi ve okuma imkanı buldum.
Kitap, modern ulus devletlerin oluşumundan çok önce Batıda, toplumsal ve bireysel hayatta yurttaşlar ve toplumsal sınıfların hak ve ödevleri bağlamında yurttaşlık hakları, sorumluluklarının düzenlenmesine dair ortaya çıkan ihtiyacın kültürel zemini dikkate alınarak oluşturulacak hukuki zemine dair ortaya çıkan zihni çabaları içermektedir.
Bu çabanın yaşandığı dönemlerde maalesef Doğu toplumlarında benzer çabaları göremiyoruz.
Bu hakların kayıt altına alınması, hukuki haklara dönüşmesi ve kurumsallık kazanması öncelikli olarak Batı toplumlarında ortaya çıkmıştır.
Elbette ortaya çıkan bu durumun varlığı bir takım sorunların varlığına dayanmaktadır.
Hiçbir şey kendiliğinden oluşmamıştır.
Ortaya, yurttaşa ve toplumsal sınıflara dair sorunlar görmezden gelinemez hal almıştır.
Zira tarafların bir arada güvenli bir şekilde yaşamalarının temel şartı hakların ve sorumlulukların bir zemine oturtulmasına bağlıdır.
Toplumsal güven karşılıklı iyi niyetten, toplumu bir arada tutan üst kurumlar olan moral değerler üzerinden de yapılamaz.
Moral değerler elbette toplumsal düzen için gereklidir ama yeterli değildir.
Bu yetersizliği ortadan kaldırabilme imkanı ancak hukuk ve sözleşmeler yoluyla mümkün olabilir.
Elimizdeki bu kitap bu anlamda ne yapılması gerektiği üzerinde duran bir içeriğin ve arayışın ürünüdür.
Güven toplumunu inşa eden süreçlerin yanı sıra bu güvenin teminat altına alınması zarureti meydana çıkmıştır.
Bu güveni sağlayacak ve sürdürecek olan ise devlet kurumudur.
Yurttaşlık kavramının ortaya çıkışı ve oluşumu modern devletin ve ideolojilerin teşekkülünü de beraberinde getirmiş demek mümkündür.
Modern ulus devletlerin ana omurgasının siyasi zemini milliyetçilik oluştururken iktisadi yönünü Kapitalizm şekillendirmiş dememiz mümkündür.
Yurttaşlık ve toplumsal kesimleri bekleyen sorunlara dair kitaptan yapacağım alıntıyla devam edeyim.
“Ulus devletleri yöneten siyasal iktidarlar, belirli toplumsal sınıfları temsil ettiklerinden, iktidarlarına ortak olabilecek nitelikteki yerel ya da küresel oluşumları iktidara dahil etmemek amacıyla zaman zaman demokratik olmayan hukuk dışı yollara başvurabilirler. Savaş sonrası dönemde, içerden ve dışardan gelen tehditlere karşı, batılı ulus-devletlerin uyguladıkları politikalar yer yer önemli değişiklikler göstermiştir. Batıda yaşayan azınlıklar çerçevesinde azınlıklar ve özellikle etnik azınlıklar çerçevesinde düşünüldüğünde, farklı ülkelerin değişik zamanlarda farklı çözümler ürettiklerini görürüz.”shf.147
Bizim ülkemizde ise, modern toplumun inşasına ve güven duygusunun güçlendirilmesine dair ülkemizin önemli hukukçularından ve bir dönem Yargıtay Başkanlığı görevini yürüten Sami Selçuk 1999-2000 Yargı Yılının açılışını yaptığı konuşmada, “Her şeyi geriden izleyen, kendisinin üretip devletleştirdiği yazılı hukuka göre halkıyla mahkemelerde sürtülen, halkına güvenmeyen, hep içe doğru patlayan, yayılan, genişleyen,...” hastalık irisi hantal bir devlet olarak tanımladığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, öncelikli olarak kendi yurttaşlarına güvenmeyi kurumsallaştırmalıdır.
Ancak, bunun yapılabilmesi için bazı önemli anayasal engellerin bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bilindiği üzere, anayasalar, devletin gücünü sınırlayan, bireyin hak ve özgürlüklerini tanımlayan, iktidarın tek elde toplanmasını engelleyen, çoğulculuğu benimseyen ve hukukun üstünlüğünü savunan metinlerdir. Ancak yürürlükte bulunan 1982 anayasası ve bugün muhatap olduğumuz haliyle Sami Selçuk'un deyimiyle ‘devletin gücünü sınırlayacak yerde hak ve özgürlükleri sınırlamış ve bunları adeta istisnalar haline getirmiş, halka güvensizliği ruhuna içselleştirmiş, yargı birliğini ve bağımsızlığını örselemiştir…” shf.169.
***Okundu.