Dışarıdaki bitmek bilmeyen uğultunun, zoraki gülümsemelerin ve insanın genzini yakan sahte kalabalık gürültüsünün bittiği yer; anahtarın kilidin içinde döndüğü tek saniyelik metalik sestir. O ses, sadece bir kapıyı açmaz; insanın gün boyu üzerinde taşıdığı ağır, eğreti maskelerin birer birer yere düşüşünü müjdeler. İçeri girdiğimizde bizi karşılayan koyu sessizlik, bir yalnızlık mahkûmiyeti değil; aksine insanın hiç kimseye anlatamadığı dilsiz boşluğuna sığındığı en dürüst, en çıplak kalesidir. Çünkü biliriz ki; içeride bizi yargılayacak, bizden duymak istemediği cümleleri bekleyecek ya da bizi bir kalıba sokmaya çalışacak hiç kimse yoktur. Sadece biz varızdır; eksiklerimizle, devrik cümlelerimizle ve darmadağınık hakikatimizle...
Çünkü insan, kapı kapandığında asıl kalabalığın dışarıda değil, içerideki yüzleşmede beklediğini anlar. Yan yana durduğumuz koca sofralar, aslında en çok kendimizden eksildiğimiz yerlermiş meğer. O sofralarda her kahkaha, biraz daha eksiltir insanı; her sahte onay, biraz daha yabancılaştırır kendi gerçeğine. Memleketin renkli ama yorgun sokaklarında, yalnızca evdeki muazzam sessizlikten kaçmak için gidilen her yabancı adres, aslında insanın kendi içindeki bitmek bilmeyen ıssızlığını biraz daha derinleştirir. İnsan, insanın yurdu olmayı başaramadığında; gidilecek tek yer, metalik anahtar sesinin ardındaki dürüst kimsesizliktir
Yalnızlığın adını yenilgi koyanlar, sessiz odalarda insanın kendi sesini ilk kez duymasının ne büyük bir devrim olduğunu bilmeyenlerdir. Oysa hayatın süzgecinden geçmiş, her darbenin izini birer gizli yara gibi üzerinde taşıyanlar için yalnızlık; yanlış bir kalabalıkta eriyip gitmektense, doğru bir sessizlikte kendi nefesini dinlemeyi seçmektir. Akşamın ağır perdesi indiğinde, vitrinlerin aldatıcı parıltısı yerini çıplak hakikate bırakır. Eğer kapıyı açtığında içeride seni bekleyen muhteşem sessizlik artık seni korkutmuyorsa, dünya gürültüsüne teslim olmayacak kadar güçlenmişsin demektir. Bu bir vazgeçiş değil; hayatın tüm ikiyüzlü kargaşasına karşı verilmiş en sarsıcı, en insan kokan cevaptır.
Sitemim, yalnızlığa bir acizlik gömleği biçenlere... Onlar bilmezler ki, en büyük yüzleşmeler tek kişilik odalarda, kimsenin bakmadığı aynalarda yaşanır. İkiyüzlü alkışlardan, kalbi örseleyen veda görünümlü ihanetlerden ve menfaat üzerine kurulu dostluklardan sıyrılıp kendi kalbinin limanına sığınmak, bir yenilgi değil; bir zaferdir. İnsan, ancak dışarıdaki yalan sesler sustuğunda kendi içindeki kırık dökük ama sahici şarkıyı duymaya cesaret edebilir.
Nihayetinde, en son kapıya vardığımızda; yanımızda ne sahte sofraların tınısı ne de kalabalıkların boş alkışı olacak. Heybemizde sadece, hiç kimse bakmıyorken bile kendimize ne kadar dürüst kalabildiğimizin mağrur, can yakan acısı kalacak. Yanlış bir sığınakta, başkasının ateşiyle ısınmaya çalışırken kendi özünü üşütmektense; kendi yalnızlığının serin güneşinde yanmak çok daha sahicidir. Gitmek, bazen sadece kendi içine sığınmaktır.
Anahtar döner, maskeler düşer ve son tıkırtıyla insan; dışarıdaki tüm sahte gürültüden sıyrılıp, sonunda kendi kimsesizliğinin en dürüst, en mağrur yurduna varır.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz Dinç