Kusur Payı

Derya Deniz Dinç

KUSUR PAYI

Eski zamanlarda, Uzak Doğu’da kırılan seramikleri altınla yapıştıran ustalar varmış. "Kintsugi" derlermiş bu sanata. Bir vazo yere düşüp parçalandığında, porselenleri çöpe atmak yerine kırık hatlarından altın sularıyla geçer, parçaları birbirine öylece tuttururlarmış. Ortaya çıkan yeni eser, ilk halinden çok daha kıymetli ve çok daha güzel olurmuş. Çünkü parıldayan çizgiler, vazonun başına gelenleri, yaşadığı sarsıntıyı ve buna rağmen nasıl ayakta kaldığını anlatan birer onur madalyası gibi dururmuş gövdesinde. Kırık artık bir kusur değil, nesnenin biricik hikâyesi ve karakteri sayılırmış.

İnsan da böyledir aslında. Hayat bazen ruhu öyle yerlerinden kanatır ki, bir daha asla eski bütünlüğe kavuşulmayacağı sanılır. Oysa aşk, kırılmış yanlara altın suyuyla dokunacak bir eli bulma sanatıdır. Birinin yarasına yarasıyla merhem olması, şifalı bir sıvının iki kalp arasında sessizce akmasıdır.

Genellikle kusursuzluğu ararız. Pürüzsüz bir ten, hatasız bir geçmiş, keskin ve net cümleler... Ama hayatın gerçeği pürüzlerin içindedir. Özdemir Asaf’ın dediği gibi, birini kusursuz sevmek, aynı zamanda eksikleriyle de kucaklayabilmektir. Çünkü kusur denilen şey, insanın dünyaya karşı verdiği mücadelenin izidir. Kalbin duvarlarındaki çatlaklar olmasa, sevilenin ışığı içeri nasıl sızacak? Ya da acı, çareyle nasıl buluşacak?

İki insan birbirine bağlandığında, sadece neşeye değil, en kuytu köşelerdeki saklı ağrılara da talip olurlar. Sevgiyi ikrar etmek, biraz da "Kırıklarını kendi ellerimle toplamak istiyorum," demektir. Bu, bir makinenin dişlileri gibi mükemmel işlemek değil; aksine iki yaralı canın, birbirine çarpa çarpa, birbirini yonta yonta ortak bir ritim bulmasıdır.

Bir başkasının acısına derman olmak için, acının tadını bilmek gerekir. Hiç canı yanmamış birine, kanayan kalbin lisanı öğretilemez. Bu yüzden insan, teselliyi genellikle kendi geçtiği yollardan geçmiş olanın avuçlarında bulur. Vaktiyle yük sayılan eksiklikler, zamanı gelince iki insanı birbirine bağlayan sağlam birer köprüye dönüşür. Sevilenin hataları, eksikleri ya da ruhun dağınık odaları; yerleşilebilecek tek gerçek alandır. Mükemmel bir sarayda misafir olunur ama ancak yaralı bir kalpte evde hissedilir.

İnsan, kusursuz bir heykel gibi karşısında duran birine hayranlık duyabilir lakin sadece dizleri kanamış birine sıkıca sarılabilir. Çünkü sarılmak, iki eksikliğin yan yana gelip geçici de olsa bir tam oluşturma çabasıdır. Bu deruni hakikati, Rainer Maria Rilke ne güzel ifade eder: "Aşk, iki yalnızlığın birbirini koruması, birbirine dokunması ve birbirini selamlamasıdır."

Sonuçta, hayat incitir, yorar ve yer yer eksiltir. Ama birisi gelir, boş kalan yere öyle bir yerleşir ki; o an anlarız: Meğer yara, derman oraya gelsin diye açılmış. Meğer kusur, sevginin en saf haliyle sınanması için oradaymış. Yaradan merhem, kusurdan asalet devşirmek, insanın bu dünyada yazabileceği en güzel destandır.

Aşk ile eyvallah,

Derya Deniz DİNÇ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.