NEDEN AŞK İLE EYVALLAH…
Sessizliğin en koyu yerinde, bu toprağın hafızasından süzülüp gelen, bükülmeyen ama kırılmayan da bir kelime durur: Eyvallah. Bu ses, sıradan bir sözcük ya da günlük dilin pratik bir aparatı değildir. İnsanın kabulsüz sancılarına, hayatın engebeli yokuşlarına karşı geliştirdiği onurlu duruşun anıtıdır. Ancak bu güngörmüş tavır; çaresiz bir boyun eğme, pasif bir teslimiyet ya da bir otoritenin önünde diz çökme anlamına asla gelmez. Aksine eyvallah, hayatın getirdiği her türlü fırtınayı, zorlu darbeleri ve beklenmedik yenilgileri doğrudan göğse alabilme cesaretidir. Evrenin adaletsizliğine karşı fırlatılmış asil bir çığlık, dürüst bir duruştur.
Ne var ki, yaşadığımız çağın sığ çarkı her şeyi olduğu gibi eyvallahın zarafetini de kendi çıkarları doğrultusunda eritti. Geçen yüzyılda, argoda ve kabadayı ağızlarında hırpalanan bu derin kelime, sadece belirli kalıplara özgü bir güç gösterisine, delikanlı raconlarına meze edilen bir kabuğa sıkıştırıldı. İşte insanın kelimelerle olan savaşında en çok can yakan, zihni en derinden öfkelendiren kırılma tam olarak burasıdır. Hangi aymaz akıl, hangi toplumsal dayatma karar veriyor kelimelerin cinsiyetine? Hakikat, nasıl olur da sokak aralarındaki densiz raconların esiri haline getirilebilir?
Eyvallah, bir meydan okumadır. Gücünü öfkeden ya da kaba kuvvetten değil, her şeyi gören ve anlayan bir kavrayıştan alır. Kelimeyi cinsiyetçi sınırların ötesine taşımak, onu ait olduğu evrensel tahta yeniden oturtmak insanın kendi özgürlüğüne olan borcudur. Sadece erkeğin dilinde bir rest çekme mekanizması gibi duran bu sesleniş, aslında hayatın tüm yükünü omuzlarında taşıyan, kırılan ama eğilmeyen her insanın ortak kalkanıdır. Biz bu kelimeyi sokağın acımasız dilinden söküp almadıkça, dilin içindeki saf ve insani özü asla özgürleştiremeyeceğiz.
İşte tam da bu yüzden, kelimenin önünü ve arkasını derin bir manayla beslemek zorundayız. Eyvallahın tek başına yetmediği yerde, kelimenin kalbine en büyük gücü ekliyoruz: Aşk. Yan yana gelen bu iki sözcük, basit bir tamlama değil; bir yaşam beyannamesidir. Aşk ile eyvallah demek; hayata, acıya, haksızlığa ve ölüme karşı elindeki en büyük kozla, yani hesapsız bir sevgiden doğan muazzam dirençle ayağa kalkmaktır. Sevgiyi zayıflık, teslimiyeti korkaklık sanan bu dünyanın zihniyete karşı, sevginin en büyük güç olduğunu haykırmanın adıdır. Kelimelerin anlatmakta aciz kaldığı, sağırın muazzam sessizliğinde duyacağı, körün zifiri karanlığında rengini göreceği amansız bir tutkudan, hayata karşı gösterilen ödünsüz yaşama arzusudur.
Bu duruş, her şeye boyun eğen silik bir karakter yaratmaz. Aksine, neye "hayır" diyeceğini çok iyi bilen ama hayatın kaçınılmaz fırtınalarına da "başım üstüne" diyebilen sarsılmaz bir irade inşa eder. Dünyanın bütün sahteliklerini, unvanlarını ve geçici zaferlerini elinin tersiyle itebilme cüretidir bu. İnsan, bu dünyada sadece kazandıklarıyla değil, uğradığı bozgunları nasıl göğüslediğiyle de tartılır. Bozgunu bir yıkım değil, yeniden kurulma eşiği olarak gören her yürek, bu iki kelimenin şemsiyesi altında kendi haysiyetini korur.
Yaşadığımız dünya, insanı hızıyla sersemletirken, bizim dirençli sabra ve eğilmeyen bir duruşa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Kalabalıkların içinde kendi sesini kaybetmiş, başkalarının çizdiği sınırlarda nefes almaya çalışan insanoğlu, bu mağrur omurgaya sığınmadıkça kendi çıplak gerçeklerini asla bulamayacaklar. Bir unvanın gölgesine saklanarak hayatta kaldığını sananlar, sahte zaferler kutlayanlar, akşam eve dönüp de kendi kimsesizlikleriyle baş başa kaldıklarında içlerindeki boşluğun ağırlığı altında ezilmeye mahkûmdurlar. Çünkü hayat, yaldızlı vaatlerden çok daha sert ve çok daha dürüsttür. Bizler, sertliği göğsümüzde yumuşatacak, en büyük darbeleri bile insani bir eşiğe dönüştürecek olan gücü, kelimelerin köklerinde aramak zorundayız.
Kalp yorulur ama duruş baki kalır. Yapayalnız kalabalıkta, aynı duyguların gölgesinde yürüdüğümüz her bir yüreğe, hırçın ama samimi selam göndermenin vaktidir şimdi. Sahteliğe, dayatmalara ve dilimizi kirleten tüm maskelere inat, göğsümüzü dik tutarak haykırıyoruz dünyaya.
Aşk ile eyvallah…