Sorusuz Hafiflik

Derya Deniz Dinç

SORUSUZ HAFİFLİK

Akşamın karanlığı mutfak camına vurduğunda, elindeki çay bardağının sıcaklığıyla öylece kalakaldı kadın. Günlerdir zihninde evirip çevirdiği, uykularını bölen ağır meseleye dair tek bir harf, tek bir cevap bulamamıştı. Nedenler, niçinler, keşkeler… Hepsi mutfak masasındaki kırıntılar gibi dağınık, hepsi sahipsizdi. Gece ilerledikçe evdeki eşyalar, duvarlar sanki üzerine geliyordu. Sandalyenin gıcırtısı bile bir hesap soruyor gibiydi. Geçmişteki kırılma anlarını, yol ayrımlarını tek tek düşündü. Nerede hata yaptığını aradı durdu. Çareyi bir açıklamada ya da bir haklı çıkışta sanıyordu. Birden omuzlarındaki ağır yükün altında ezildiğini fark etti. Bu kırılma anında, bir vazgeçiş değil ama derin bir kabullenişle omuzlarını bıraktı. Cevabı bulmanın değil, cevaba olan ihtiyacın bitmesinin getirdiği tuhaf bir hafiflik aktı içine. Çay bardağı elinde çoktan soğumuştu ama içindeki yangın ilk kez sönmüştü.

İnsan olmanın en büyük sancısı, her şeyi yönetebileceğimiz yanılgısıdır. Hayatın bizim sığ planlarımızdan çok daha büyük, çok daha hırçın ve bizden bağımsız akan bir ritmi var. Bizler, akıntının ortasında her dalgayı kontrol etmeye çalışan, her fırtınaya yön vermeye yeltenen ısrarımız yüzünden yoruluyoruz en çok. Kontrolü elinde tutma arzusu, insanın prangasıdır. Ne zaman ki her şeyin bizim irademizle şekillenmediğini, hayatın kendi bildiği yoldan akıp gideceğini anlarız; işte o zaman prangamız kırılır. Bu, akıntıyla kavga etmeyi bırakıp rüzgârın gücünü göğsünde yumuşatmaktır.

Cevapsız sorularla yaşayabilmeyi öğrenmektir asıl mesele. Bizden her soruya anında bir yanıt vermemizi, her belirsizliği mutlak bir netlikle çözmemizi talep eden bir dünyada yaşıyoruz. Oysa hayatın en sahici alanları, belirsizliklerin içinde gizlidir. Neden sorusunun altında ezilmek yerine, bu sorunun boşluğuna yerleşebilen yürekler özgürleşir. Çaresizliğimizle, insani eksikliğimizle barışmak, bu dünyada var olabilmek için atılacak en doğru adımdır. Kendi kırılganlığını bir emanet gibi kucaklayan insanı, dışarıdaki hiçbir darbe sarsamaz artık.

Bu kabulleniş hali, yolun sonunun nereye çıkacağını bilmeden de yürüyebilme cesaretidir. Yolun nereye varacağı, yolun kendi kıymetinden zerre bir şey eksiltmez. Aksine, karanlığın içindeki gizli, derin ritmi duymamızı sağlar. İnsanın kendi güçsüzlüğünü idrak etmesi, rüzgâra karşı boş yere direnen katı kabuktan sıyrılmasıdır. Dürüst sessizliğin içinden süzülen tek gerçek, fırtınayla kavga eden değil, fırtınanın içinde kendi sessizliğini koruyan mağrur bir duruştur.

Hayatın gizemine, cevapsız bırakılan sorularına ve öngörülemez akışına rıza göstermek; insanın kendine verebileceği en büyük hediyedir. Soruların bittiği yerde hilesiz, çıplak gerçeklik başlar. Ve işitilen yeni ses, hiçbir teselliye ihtiyaç duymayacak kadar mağrur, dürüst ve diktir. İnsan, ancak bittiği zannedilen noktada, sorusuz hafifliğin içinde kendini yeniden bulur.

Aşk ile eyvallah…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.