Ayaktaki dünya: Yanlış adımların bedelini neden omurganız ödüyor?

Mehmethan Aslan

İnsan vücudu, her bir parçası bir diğeriyle kusursuz bir mimari uyum içinde çalışan, yeryüzünün en karmaşık mühendislik harikasıdır. Ancak bizler, bu muazzam yapının temelini oluşturan ayaklarımızı, çoğu zaman sadece bizi bir yerden bir yere götüren araçlar sanma hatasına düşüyoruz. Oysa ayak tabanı, beynin dış dünyayı algıladığı en stratejik veri merkezidir.

Attığınız her adımda yerin sertliğini, açısını ve dokusunu ölçüp beyne raporlayan bu sistem, yanlış ayakkabı seçimleriyle birer kör noktaya dönüşmektedir. Modern insanın en büyük yanılgısı, ayakkabıyı sadece estetik bir aksesuar olarak görmesidir; oysa yanlış bir taban yapısı, vücudun tüm işletim sistemine sızan ve duruş dengenizi sessizce bozan hatalı bir yazılım gibidir. Bu hatalı yazılımın en somut ve yıkıcı yansıması, ayağın bizzat kendi anatomisinde başlayan deformitelerdir.

Çoğu zaman genetik sanılarak geçiştirilen ancak yanlış ayakkabı basıncıyla tetiklenen Halluks Valgus (başparmağın diğer parmaklara doğru eğilmesiyle eklemde oluşan o ağrılı çıkıntı), sadece bir kemik büyümesi değildir. Başparmak, yürüme esnasında vücudun tüm yükünü yerden koparan "ana kolondur". Bu kolon içeri doğru eğildiğinde, vücut ağırlığınızı aktaracak yer bulamaz ve yükü ayak dışına, diğer parmaklara dağıtır. Sonuçta; parmakların yukarı bükülerek pençeleşmesi (çekiç parmak), serçe parmak kökünde oluşan dış bükey çıkıntılar ve topuk arkasındaki sert kemikleşmeler başlar. Ayakkabı içindeki o küçük kemik çıkıntısı, aslında binanın temelindeki ana kolonun yerinden oynamasıdır.

Ayak bileğinde başlayan bu milimetrik kaymalar, vücut mekaniğinde bir domino etkisi yaratarak diz kapağınıza, oradan kalçanıza ve nihayetinde omurganızın o hassas kavislerine sirayet eder. Bugün pek çok insanın kronik bel ve boyun ağrısıyla kapı kapı gezmesinin temelinde, bu "aşağıdan yukarıya" uzanan biyomekanik bozukluk yatar. Özellikle ucu sivri, dar ve yüksek topuklu ayakkabılara hapsolmuş bir ayak, beyni "sürekli düşüyormuşuz" gibi kandırır. Vücut da bu hayali düşmeyi engellemek için bel ve sırt kaslarını aşırı kasmak zorunda kalır. Siz sırtınızın ağrıdığını sanırsınız, ancak aslında vücudunuz sadece ayaklarınızdaki mimari yıkıma karşı bir hayatta kalma mücadelesi veriyordur.

Peki, ne yapmalıyız? Çözüm, ayağınızı bir "cendereye" sokmaktan vazgeçmektir. Ayakkabı alırken parmaklarınızın içinde rahatça hareket edebildiği, geniş ön bölgeye sahip ve ayağın doğal kavisini destekleyen modelleri tercih edin. Yüksek topukluların ağırlık merkezini bozduğunu, çok düz babetlerin ise darbe emme özelliğini yok ettiğini unutmayın. Akşamları ayak tabanınızın altında bir tenis topu yuvarlamak veya parmak ayırıcı aparatlar kullanmak, gün boyu bozulan o mekanik dengenin toparlanmasına yardımcı olacaktır.

Gerçek bir iyileşme süreci, sadece ağrıyı susturmak değil, o ağrıyı doğuran hatayı anlamaktır. Sağlık, yere temas ettiğiniz o ilk noktadan başlar. Eğer bu temel doğru kurulmazsa, üzerine inşa ettiğiniz her hareket bir gün aksamaya mahkumdur. Unutulmamalıdır ki; doğru basış, sadece ağrısız bir yürüyüş değil, aynı zamanda sağlıklı bir ömrün ilk ve en önemli adımıdır.

Mutlaka fizyoterapistinize danışın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.