HALFETİ'DE SUYUN ALTINDA KENDİ ÇOCUKLUĞUMU GÖRDÜM

Özgür Ekiz

Ben Özgür…

Ruhum mu adım gibi özgür, yoksa adım Özgür olduğu için mi ruhum böyle, hâlâ çözebilmiş değilim.

Bildiğim bir şey var: Ben yollarda olmayı, yeni yerler görmeyi, farklı kültürler tanımayı ve yeni insanlarla tanışmayı seviyorum.

Voyelle Tour benim için imkânsızlığa açılan bir kapı, hayallerimin gerçekleştiği bir dünya ve aynı zamanda da işim. Doğrusunu söylemek gerekirse işim benim en büyük tutkum.

Sanırım bu konuda biraz şanslıyım. Çünkü insanların tatil yapmak için fırsat kolladığı yerlere ben çoğu zaman işim sayesinde gidiyorum. Üstelik yalnızca yeni yerler görmekle kalmıyor, aynı heyecanı paylaşan insanlarla birlikte seyahat ediyorum.

Fırsat buldukça düzenlediğimiz turlara katılmaya özen gösteriyorum. Bazen yolcularımızla aynı sofraya oturuyor, bazen saatlerce sohbet ediyor, bazen de ilk kez gördüğüm bir şehrin sokaklarında kayboluyorum.

Her yolculuğun sonunda yeni insanlar tanımış, yeni yerler görmüş ve anlatacak birkaç hikâye daha biriktirmiş oluyorum.

İşte bu köşede, seyahatlerim sırasında dikkatimi çeken ayrıntıları, yaşadığım ilginç olayları, tanıştığım insanları ve bende iz bırakan yerleri sizlerle paylaşacağım.

Seyahat Defterimdeki Notlar’ın ilk sayfasını Halfeti’de açıyorum…

İnsan çocukluğunun geçtiği yeri kaybederse ne olur?

Halfeti’ye ilk baktığımda gördüğüm manzara gerçekten büyüleyiciydi. Fırat’ın suları, kıyıdaki taş evler, suyun içinden yükselen minare…

Fotoğrafını çekmek için telefonuma uzandım. Sonra bir an duraksadım.

Ben bu manzaranın güzelliğine hayran kalırken, birileri bu suların altında kalan evlerini özlüyor olabilir miydi?

Ya benim çocukluğumun geçtiği sokak da bir gün böyle kaybolsaydı?

Arkadaşlarımla oynadığım köşe başı, ilk kez âşık olduğumda önünden geçmek için yolumu uzattığım ev, annemin akşam olduğunda beni çağırdığı pencere…

Hepsinin yerinde yalnızca su olsaydı?

Birecik Barajı’nın suları altında kalan eski Halfeti’de insanlar bir zamanlar bütün bunları yaşadı. Sonra alıştıkları evlerden, sokaklardan, komşuluklardan ayrılmak zorunda kaldılar.

Acaba son kez evlerinin kapısını kapatırken ne hissettiler?

Anahtarlarını yanlarında götürdüler mi? Bir daha açamayacaklarını bildikleri kapıların anahtarlarını sakladılar mı?

Kaç kişi ilk aşkına şahitlik eden sokağı geride bıraktı? Kaç insan sevdiği birini son kez gördüğü köşe başının artık var olmadığını düşünerek yaşadı?

Ve kaç çocuk, yıllar sonra kendi evladına dönüp, “Ben senin yaşındayken şu sokakta oynardım” derken gösterebileceği bir sokak bulamadı?

İnsanın evi yıkılabilir, başka bir yerde yenisi yapılabilir.

Eşyalar taşınır, yeni komşular edinilir, hayat bir şekilde devam eder.

Ama çocukluğun geçtiği sokak yeniden inşa edilebilir mi?

İlk aşkınla karşılaştığın köşe başını başka bir şehre taşıyabilir misin?

Babanın elinden tutarak yürüdüğün yolu, annenin seni beklediği pencereyi yeniden bulabilir misin?

Tekne ilerlerken suyun içinden yükselen minareye tekrar baktım.

Az önce güzel bir fotoğraf karesi olarak gördüğüm manzaranın ardında şimdi bambaşka bir dünya vardı.

Birileri için turistik bir manzara olan yer, başkalarının artık dönemeyeceği çocukluklarıydı.

Halfeti’den ayrılırken aklımda hep aynı soru vardı:

İnsan özlediği yere artık dönemiyorsa, o özlemi nereye götürür?

İşte GAP yolculuğunu benim gözümde farklı kılan da bu. Bir şehirden diğerine geçerken yalnızca tarihi yapılar, eşsiz manzaralar görmüyorsunuz. Binlerce yıllık medeniyetlerin izlerine, insanların sevinçlerine, ayrılıklarına ve geride bıraktıkları hayatlara tanıklık ediyorsunuz.

GAP, yalnızca bir tur değil; medeniyetlerin kesiştiği topraklarda insanın geçmişe, başka hayatlara ve bazen de kendi hatıralarına yaptığı derin bir keşif. Voyelle Tour’da bu yolculuklara eşlik etmek, işimin en sevdiğim taraflarından biri.

www.voyelletour.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.