Ali İhsan Dilmen

Ali İhsan Dilmen

Kültür ve Demokrasi

Kültür ve Demokrasi

KÜLTÜR VE DEMOKRASİ
Yazar. :Prof.Dr. Bozkurt Güvenç
Yayınevi. :Gündoğan yay.
Türü. :Sosyoloji/Siyaset
Sahife. :204

Akademisyen yazar Bozkurt Güvenç'e ait daha önce okuduğum ve tanıtımını yaptığım Kültür ve İnsan kitabından sonra ardı ardına süreklilik içinde okuduğun üç kitabından sonuncusu olan bu kitap ve yazarı üzerine daha kapsamlı bir değerlendirme yazısı yazabilirdim.

Fakat böyle bir yazı sayfanın maksadını aşar.

Burada uzun uzadıya ve tartışma yaratacak bir şekilde tanıtım veya değerlendirme yazısı yazmayı ilkesel olarak doğru bulmadığım için amacımın dışına çıkmayacağım.

Özellikle M. Kemal Atatürk’ün yapmak istedikleri, Kültür Politikaları, Çağdaşlaşma, Batılılaşma, Din-Laiklik çatışmaları, kültürün ne olduğu, kültür çatışmaları, toplumda ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılanlara karşı toplumun gösterdiği direnç ve muhafazakar aydınların “Ne yapmalıyız, Nasıl yapmalıyız?’ sorularına ürettiği cevapların sebep olduğu tartışmalar, kısmi veya keskin karşıtlıkların ortaya çıkardığı farklılıklar ve çatışmalar karşısında yaşanan bocalamalar, hatta yol ayrımlarının oluşturduğu bilinç yarılması, “Gavurlaşıyor muyuz?” endişe ve sorularına karşı ortaya konan gayretlerin, ihanet, “Karşı devrim” diyerek ürettiğimiz reflekslerin günümüze kadar uzanması ve ülkenin önemli kültür ve antropologlarından sayılan, ülkemizin düşünce, bilim dünyasına önemli katkıları olan Bozkurt Hoca'nın dahi yaşananlar karşısında; objektif, bilim adamı hassasiyetiyle meselelere yaklaşması gerekirken, ideolojik olarak durduğu yerin ona empoze ettiği şekilde davranması, zaman zaman ortaya çıkan çelişkilerini görmemesi, yaşadığı çelişkileri savunma refleksi verme gayretine itmiştir.

Bu da esasen millet olarak yaşadığımız tarihi kırılma ve değişimi anlama da işimizin kolay olmadığını ve hatta yönetenleri bir hayli zorladığını gösteriyor.

Elbette, bazı değişimlerin, radikal bir şekilde alınan kararların topluma izahı çok zor olacaktır.

Cephede yendiğimiz, bizi yok etmek, yahut sömürgeleştirmek isteyenlere benzemek, onları uygarlık adı altında benzetilme çabamızın oluşturacağı bilinç yarılmasını anlatmak kolay olmayacaktı.

Yazarımız da zaman zaman bunu izah etmede zorlanmaktadır.

Çünkü zihin ve gönül dünyasında Cumhuriyetin ilk yıllarında her şeyin doğru yapıldığına ve en azından M.Kemal'in doğru yaptığına inanmakta, bu yüzden onun zihin koordinatlarını olumlu olacak şekilde yorumlamakta, Cumhuriyetimizin kurucu önderleri ve paradigmasına duyduğu “güven eşiğini” düşürmeye gönlü elvermemektedir.

Yüz yıldan fazla bir zamandır yaşadıklarımız, 2.Dünya savaşı sonrasında devleti idare edenlerin ortaya koyduğu tercih neticesinde ülke olarak girdiğimiz yeni süreç, Batı ile, demokrasi ile yol almak iradesinden kaynaklanan zorunluluklar, toplumda yaşanan özgürlük genişlemesi kendini “ötekileşmiş, geçmişi inkar edilmiş” duygusuna sahip toplumun “duygu durumu” üzerinden siyasete egemen olan muhafazakar dil, erken yüzleşme yahut hesaplaşma duygularının köpürtülmesine sebep olduğu gibi devleti kuran irade de ise kaygıların büyümesine vesile olmuş ve bu durum toplumda kutuplaşmalara yol açmıştır.

Esasen yakın tarihimiz bir bakıma bu çatışma ve kavganın ürünüdür.

Toplum bu sarkaçta, bir uçtan öbür uca savrulurken ülke olarak yol almaya çalışıyoruz.

Kitaptan bir bölümle devam edelim.

“Günlük yaşıyor, günlük ya da güncel olayları değerlendiriyoruz ancak. Olup bitenleri o günün rafına kaldırıp unutuyoruz. Olayların arasındaki saklı ilişkiyi, olaylar ötesindeki tarihi anlamı kavrayamıyoruz. Niyesini ve ereğini tam anlayamadığımız olayların yükünü taşıyacak kurtarıcılar, sorumlular arıyoruz. Sorumlu olduğunu sandığımız suçlular ve güçlüler arıyoruz. Bulamazsak yaratıyoruz onları. Gerçek ya da hayali kişiler, liderler, partiler, cepheler, örtülü örgütler, gizli niyetler ve komplolar, kimliğini geçerliliğini tam bilemediğimiz, açıklayamadığımız bir sürü soru! Ver yansın yükleniyoruz hepsine. Ne var ki, sorumluların gölgelerine karşı açtığımız bu tek yanlı savaşım, gidişatı düzeltmiyor. Olaylar belli bir yönde gelişip devam ediyor, sanki.” shf. 132

Kimlikleri bizi kötülüklerden koruyan bir sığınak, dayanışma merkezi olarak görme kolaylığına çok kolay yöneliyoruz ama bunun aynı zamanda bizi kısıtlayan ölümcül taraflarını görmüyoruz.

“Kalabalıklaşan dünyada yalnızlaşmanın ve yabancılaşmanın dramı yaşanıyor. Bu gerçeküstü dramın senaryosunu halkla ilişkiler uzmanlarının yazdığı, kamu iletişim araçlarının yani medyaların yaydığı gözlemleniyor. Durumdan ve süreçten memnun olanların sayısı belki y0ksek değil ama kimsenin gücü gidişatın yönünü değiştirmeye. Böylece dengesizliğin veya düzensizliğin düzenini yaşıyoruz ve ona giderek alışıyoruz, beğeniyoruz hatta bir süre sonra özlemeye başlıyoruz.”

Shf. 152
***Okundu

img-6396-jpg-1664960593.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali İhsan Dilmen Arşivi