1. YAZARLAR

  2. Dr. Yalçın CAN

  3. ÇAKIRCALI’NIN ÜRKEK TORUNLARI
Dr. Yalçın CAN

Dr. Yalçın CAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

ÇAKIRCALI’NIN ÜRKEK TORUNLARI

A+A-

Karıncalı Dağ’da tarih 17 Kasım 1911’i gösterirken Osmanlı Zaptiyesinin yağmur gibi yağan kurşunlarından biri sekip sol kolundan karın boşluğuna girdiğinde vaktin geldiğini anlamıştı. Emaneti teslim etmeden kızanları çağırdı.

‘’Vasiyetimdir’’ dedi gittikçe kısılan sesiyle.
‘’Eğer benden sonra yaşamak istiyorsanız başımı ve ellerimi kesin. Çakırcalı’nın öldüğünü kimse bilmesin. Yoksa sizi yaşatmazlar, dostlarımıza zulmederler. Hakkınızı helal edin.’’

Bir zaman sonra ruhunu Rahman’a teslim etti. Kızanlar sanki dünyanın sonu gelmiş gibi ağlaşırlarken Çamlıcalı Mehmet Ali, efesinin vasiyetini yerine getirdi. Efe’nin önce başını gövdesinden ayırdı sonra ellerini kesip torbasına koydu. Göğsünün derisini de yüzüp zaptiyenin olmadığı Gulfa deresine doğru kızanlarla birlikte karanlıkta kayboldular.

Dile kolay 12 sene beş kızanıyla Osmanlı’nın ihmal ettiği Ege’ye adalet dağıtmış, vergi-haraç toplayıp fukaraları beslemiş, defalarca Osmanlı’ya başkaldırmış, rivayete göre 1081 kişinin canını almış, vakti zamanında İngiliz Senatosunda adına oturum yapılmış dokuz dağın efesi, kurşun işlemez Çakırcalı Mehmet Efe ölür müydü hiç? Uzun zaman buna kimse inanmadı zaten.

 Doğrusuyla yanlışıyla bizlere hikayesini ve mesajını miras bırakmış kimine göre eşkıya kimine göre özgürlük savaşçısı. Ölürken bile dostlarına zarar gelmemesi için cesedinin parçalanıp tanınmaz hale getirilmesini vasiyet edecek kadar diğerkam.

Atçalı Kel Mehmet, Yörük Ali Efe, Kamalı Zeybek, Gökçen Efe ve daha niceleri,  hikayelerinin ortak noktası itiraz etmek. Karşılarında kimi zaman Osmanlı olmuş kimi zaman işgalci Yunan Ordusu.
Osmanlı’nın duraklama ve çöküş dönemi; adaletin tesis edilemediği, ağa zulmünün kemiğe dayandığı, görevini suistimal eden devletliler ve ağır vergiler altında ezilen halkın feryatları. 

Bu tablo size de tanıdık geldi mi? 

Neden şimdi adalet, iş, özgürlük isteyen ve gidişattan huzursuz insanların sesi çıkmıyor?

Çünkü ‘’sözde’’ güvenlik ihtiyacımız her şeyin üstünde. Her on yılda bir yapılan darbeler, Irak ve Suriye’deki çatışmalar, gezi ve güneydoğu olayları sonucu devlet ve vatandaş arasındaki güven ilişkisi zedelenmiş durumda. İktidar ve yandaşlarına göre ülkenin yarısı vatan haini ve buna oy uğruna yaptıkları korku siyaseti de eklenince devlet mekanizmasının sert tavrına şahit oluyoruz. Devlet yükselen her sesi varoluşuna tehdit olarak algılıyor ve tepkisel davranıyor. Aslında bu iklim iktidarın değirmenine su taşıyor ve toplumun manipüle edilmesi kolay kesimlerinden oy akışı sağlıyor. 

Okumuşumuz ‘’coğrafya kaderdir’’ diyor, varlıklımız ‘’ama Avrupa bir başka’’ diyerek öykünüyor, geri kalanımız  ‘’ büyüklerimizin vardır bir bildiği ’’ deyip kabuğuna çekiliyor.
 

Osmanlı, Tanzimat Fermanıyla halkına özgürlük, vergi adaleti, adil yargılama ve özel mülkiyet güvencesi vermesinin bir sebebi de Atçalı Kel Mehmet’in başını çektiği ‘’Aydın Ayaklanması’’ değil midir?

Asıl tehlike ne biliyor musunuz?

Gençlerimiz eleştirel düşünceden yoksun ve hiçbir şeye itiraz edemiyorlar.
‘’İyi ya işte nesi kötü bunun’’? Derseniz, şöyle bir problem var. 

Tarım, turizm, maden ve inşaat bu saatten sonra karnımızı doyurmayacak. Teknoloji üretmemiz şart. Teknoloji üretmek için eleştirel düşünce lazım ve eleştirel düşünce de özgürlük ortamında yeşeriyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) de eleştirel düşünce ölçümlerini çok önemsiyor. Örgüte göre 15 yaşındaki gençlerin eleştirel düşünce ve yaratıcılık test sonuçları şöyle:

 OECD ortalaması % 12. 

Güney Kore’de bu oran % 28

İleri derecede eleştirel düşünceye sahip genç oranımız sadece % 2,2.

Çakırcalı daha 11 yaşındayken babası Ahmet Efe, Osmanlı zabiti Hasan Çavuş tarafından şehit edilmiş. Anası, ‘’Kurt eniği kurt olur oğul’’ deyip eline Martin tüfeği tutuşturmuş. Biz kurdumuza ‘’Koyunsun sen, sesini çıkarma’’ diyoruz.  Tabi ki bu devirde Suriye örneği gözümüzün önündeyken hala sorunların silahla çözüleceğini düşünen ahmaklar var mı?, bilmiyorum. Artık çağdaş demokrasiler silahla değil, siyasetle, tartışarak, eleştirerek ve müzakereyle kuruluyor. Sadece güçlü bir devletin varlığı sorunları çözmüyor. Devletin sınırsız gücünü kanunlarla prangalayacak donanımlı, konuşan ve eleştiren güçlü bir sivil topluma ihtiyacımız var.

Müspet çerçevede şiddetten uzak olmak şartıyla; cesur, kalemi ya da dili keskin, doğru bildiğini söyleyebilen ve eleştiren Çakırcalı’nın torunlarını bekliyor bu memleket. 

Temel hak ve özgürlüklerin doyasıya yaşandığı, insanların korkmadan fikrini ifade edebildiği, devletin vatandaşına güvendiği ve vatandaşın da devletinden korkmadığı aydınlık yarınlara kavuşmak dileğiyle.

Dr. Yalçın CAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum