KADİM DİNLER VE BİLGELİKLER
KADİM DİNLER VE BİLGELİKLER
Yazar. ;Roger Garaudy
Türü. :Teoloji/Düşünce
Yayınevi. :Timaş
Çevirmen :Cemal Aydın
Roger Garaudy Fransız bir entelektüel, yayınevinin söylediğinine göre bu kitap Yaşayanlara Çağrı kitabının güncelliğini kaybetmeyen bölümleri ayıklanıp önemini koruyan bölümlerinden derlenerek kitaplaştırılmış.
Kitap, insanlık tarihinde derin izler bırakan dini inanışlara dair dinlerin ortak yönlerini, insanlara verdikleri mesajlarda ortaya çıkan benzerlikleri ifade etmek, insanlığın içinde bulunduğu çağa egemen olan sömürü düzenine karşı, daha iyi bir dünya mümkündür ve esasında dinlerin insanlardan bunu istediğini ifade etmek için kaleme alınan zihni çabanın meyvesidir.
Ragor Garaudy, Fransa'nın önemli düşünürlerinden, Komünisti olarak bilinir.
Garaudy, ömrünün son kısmında dinler üzerinde çalışmış, özellikle İslamı da araştırmış ve sonunda müslüman olduğunu açıklamış, 13 Haziran 2012 yılında vefat etmiştir.
Garaudy, bu kitapta insanlağın karşı karşıya kaldığı tehlikelere işaret etmiş, insanın merkeze alındığı düşünme ve davranma biçimlerine itiraz etmiş, insanın merkez olmadığını ileri sürmüştür.
İnsan ve diğer canlıların hayatında hasılı tabiatın Tanrının Egemenliğine uygun bir hayatın mümkün olması gerektiğini ve bunun için yapılması gerekenin insanı haz peşinde koşmaya, başarıya çağıran, insanın başarı ve haz üzerinden köleleştirildiğini, bu iddiayla yola çıkmanın insanlara mutluluk ve özgürlük getirmediğini, güce sahip olanların ise sömürü düzenlerini sürdürmek için hem tabiata, hem insana zarar verdiğini, yeryüzüne barış, özgürlük ve huzur getirmediğini söylüyor, çözüm olarak da insanlığa; gelişmenin kontrol altına alınması, üretim yaparken tabiatın korunması, enerji kaynaklarının verimli kullanımının gerektiğini, bunu sağlayıcı hukuki müeyyideler için örgütlenilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
Aslında onun söylemek istediği, devletlerin silahlanma ve başka ülkelerin egemenlik haklarını korumak için nasıl örgütler kurmuş, uluslararası hukuk düzeni inşa etmiş ise, benzer teşkilatlar üretim ve gelişme adı altında ortaya çıkan, toplumlar arasında gelir dağılımında adaletsizlik doğuran uygulamaların durdurulması sağlanmalı, tabiatın zenginlik ve güzelliklerinin tehdit altında olmasını engellemenin gerekliliğini inanmak ve ortak imkanlarının dar bir zümre tarafından sömürülmesini, şu veya bu gerekçelerle diğer insanlar üzerinde egemenlik kurmalarına itiraz etmektedir.
Bu itirazını da kadim dinler ve bilgeliklerden referanslarla desteklemektedir.
Kitapta sırasıyla, Zerdüştlük, Hinduizm, Budizm, Taoizm, Zen Budizm, Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam dinlerine ait metinlerden örnekler ile dinlerin ortak yönleri anlatılmış, özellikle sufizm, tasavvuf, insanın iç dünyası, ahlaki üstünlüğüne dair bilgilerden örnekler verilmiş, en sonunda da Kadim Dinler ve Bilgeliklerin bize söylediklerinden anlamamız gerekenlere dair önerilere yer verilmiştir.
Kitabın okunmasını elbette öneriyorum.
Okur, mutlaka kitaptan; dinlere, ahlaka, etik değerlere ve insani olgunluğa, ortak evrensel değerlere, tabiata, eşyaya dair bir yöntem, kapsamlı bilgi ve bilinç sahibi olacaktır.
Garaudy, tarihte ortaya çıkan ve gerçekleşen büyük olayların aktörleri olan peygamberleri, din anlatıcılarını; bozulmuş inançları, yolundan çıkmış insan eylemlerini reforma tabi tutmak, Tanrı tarafından insanlardan istenen; Adalet, Merhamet ve Ahlak temelli değerlerle insanlığı buluşturmaya çalışan devrimciler olarak tanımlamaktadır.
Onlar, bozulmuş, amacından saptırılmış, insanları yeniden Adalet, Merhamet ve Ahlak temelli imana çağırarak yeryüzünde Tanrının Eğemenliği’ne davet etmişler, bu daveti de bedel ödemeyi göze alarak yapmışlardır.
Yani Garaudy, Tanrı'nın Egemenliğine karşı, insanın Yeryüzü Egemenliği fikrine kararlı bir şekilde karşı çıkmış, yeryüzünün insana ait olmadığını, ancak insana emanet edildiğini ifade etmiştir.
Garaudy, dine dönüş ile Tanrı inancının farkını ifade ederek insana sorumluluğunu hatırlatmıştır.
Konuyla ilgili düşüncelerini örneklemek için kitaptan kısa bir alıntıyla devam edelim.
Kitaptan,
“İmanın yeniden dirilişine, yani dünyanın bütün dramlarının insanın ve onun yaratıcı eyleminin ortada görünmeyişinden ileri geldiğinin bilincine varmaya ihtiyacımız var.
Eğer sen bu dünyada sorumlu ve yaratıcı bir insan olarak yerini alsaydın, sefaletin doğurduğu boşluk, Tanrı gerçeğini kirleten ve dini ‘Halkların Afyonu’ haline getiren bu boşluk ortaya çıkmazdı.
Eger sen bu dünyada sorumlu ve yaratıcı insan olarak yerini alsaydın, bilim bilgelikten ayrılmaz, bilimcilik şeklinde yozlaşmaz, yani Tanrı'yı bir kavram veya evrenin rutin mekaniği içinde gereksiz bir makinist haline getirerek, Tanrı hakikatini lekeleyen bir bilimciliğe dönüşmez.
Bir an için Hıristiyan kabulünü yansıtan imanın, Gerek felsefesinin kategorileriyle değil de Afrika hayat anlayışıyla veya Hinduizm veya Tao'nunkiler gibi Asya'nın iç aydınlanmalarıyla dile getirildiğini düşünelim. O zaman Tanrı'nın varlığına olan inanç, Tanrı'nın, bir varlık veya bir kavram olarak değil de, imkanların fışkırması olarak ifade edilirdi. Dolayısıyla da Tanrı bir varlık değil, bir eylem olur; iman da hürriyetin -hürriyetin donmuş izinden ibaret olan- varlıktan önce geldiği bir evrende, bu imkan fışkırması, o eylemin gerçekleştirilmesi olurdu.
Tanrıyı içimizde hakkıyla duyuş ve biliş, yaratıcı eylemi doğurur.
İçimizdeki bu aşkınlık açığını açmak iman eyleminin, şiirsel yaratımın ve devrimci hareketin bir bütün olduğu o eşsiz ve biricik fışkırma noktasında yer almamızı sağlar.
Büyük sanat bize o aşkınlığın en çarpıcı modelini sunar. Ne pahasına olursa olsun ille de kendini göstermenin bir yolunu aradığı, hem piyasaya ve rekabete katılmayı amaçladığı, hem de parçalanmış ve umutsuz dünyanın yansıtılmasından başka bir şey olmadığı için şu bireyci sanatın karşıtı sanata ben (Batı dışı sanatları veya Rönesans öncesi Batı sanatını temel alarak) Büyük Sanat adını veriyorum.
shf.237-238
***Okundu


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.