Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

Vedanın Sükutu

Vedanın Sükutu

VEDANIN SÜKÛTU

Vaktiyle, ömrünü sadece sesleri biriktirmeye adamış kör bir adam yaşarmış. Herkes onun kuş seslerini veya nehir şırıltısını topladığını sanırken; aslında ayrılanların çıkardığı görünmez sesi ararmış. Bir gün bir uçurum kenarında, sevdiğini az evvel uğurlamış bir gencin yanına oturmuş. Genç, hiç ses çıkarmadan uzaklara bakıyormuş. İhtiyar adam elini gencin göğsüne koymuş ve fısıldamış: "İşte buldum... Dünyanın en gürültülü sesi bu…" Genç şaşırmış; "Ama ben hiç ağlamadım, tek bir kelime bile etmedim," demiş. İhtiyar gülümsemiş: "Dışarısı sağır edici bir sessizlikte olabilir evet; ama içeride bir can diğerinden sökülürken çıkan o çatırtı, kâinattaki tüm fırtınalardan daha şiddetli. Sen şimdi susuyorsun ama kalbin, etinden koparılan parçanın boşluğunu doldurmak için haykırıyor. Bu ses gidenin değil, geride kalan boşluğun sesidir."

Ayrılık, ortak ritmin aniden kesilip insanın kendi kalp atışlarının gürültüsünde boğulmasıdır. Birine kapıları sonuna kadar açmak, ona dünyayı darmadağın etme yetkisini kendi elleriyle vermektir. Adımlar nihayete erip de kapı kapandığında, avuçlarda kalan tek şey, yetkinin ne kadar insafsızca kullanıldığı gerçeğidir. Yan yana yürürken fark edilmeyen ortak nefes, bir sığınak gibi sarar insanı. Geniş bir gölgenin altında, dünyanın en korunaklı kıyısında uyunduğu sanılır. Fakat kıyı geri çekildiğinde, hırçın dalgaların ortasında yelkensiz, pusulasız ve dümensiz kalmanın dondurucu soğuğu yerleşir göğse. İnsan en çok tenine dokunulmasından ziyade, varlığına değen ve varlığı usulca saran huzurun gidişine yanar.

Aşk bittiğinde, o güne dek kurulan tüm hayaller, söylenen tüm büyük sözler koca bir yük gibi insanın üzerine devrilir. "Ömrümün son günüsün" diyecek kadar bir ömre kenetlenmişken, son günün hiç bitmeyen, şafağı sökmeyen kapkara bir geceye dönüşmesi; saniyelerin her birinin zehirli birer ok olup göğse saplanmasıdır ayrılık. Bir zamanlar aynı bardaktan paylaşılan suyun tadı bile değişir; artık genzi yakan, yutkunmayı imkânsız kılan bir tortuya dönüşür. Çünkü camın çeperinde sadece su değil, birbirine karışmış günlerin, yaşanmış her saniyenin acıtan izi kalmıştır.

İşte tam o eşikte, keskin çaresizlikle yüzleşir insan. Gitmesi gerektiğini, her şeyin bittiğini zihni en ince ayrıntısına kadar bilir ama göğsündeki yangını söndürmeye gücü yetmez. Aksine, zihnin berraklığı, her şeyi bu kadar çıplak görmek, yaşanan acıyı daha da derinleştirir. Bir zamanlar göklere çıkarılan, her bakışında dünyayı yeniden kuran birinin gözünde nasıl ufalandığını izlemek; aslında o insanın değil, kendi elleriyle kurduğu dünyasının yıkılışını seyretmektir.

Asıl mesele, bu ağır enkazın altında dimdik, eğilmeden ve onurlu durabilmektir. Fakat bu dik duruş, dışarıdan bakıldığında görünen sakinlik, içeride kopan kıyametin şiddetinden hiçbir şey eksiltmez. Gözle görülmeyen, elle tutulmayan ama iki insanı birbirine sımsıkı bağlayan deruni bağlar koptuğunda, sökülen aslında etin kendisidir. Candan can koparken herkes kendi dilsizliğinde ağlar.

Gerçek yangınlar ancak sessizce yakarak biterler; feryat figan anlatılarak değil. İçteki bu acı kelimelere dökülebiliyorsa, henüz yeterince kül olunmamış demektir. Çünkü gerçek acı, sesi soluğu kesen, kelimeleri boğazda düğümleyen, insanı kendi içine gömen muazzam, sağır edici sükûnettir. Unutmak, insanın iradesiyle seçtiği bir eylem değildir. Bir gün ansızın, hiç beklemediği bir zamanda başına gelen bir haldir.

Her ayrılık, iki kişilik bir genişliğin daralarak tek bir göğse sıkışmasıdır. O bağ koptuğunda, geride kalan boşlukta eksilen her anıyı tek başına taşımak zorunda kalır insan. Bir rüyayı iki kişi görür ama uykudan uyanış daima tek kişiliktir. Yanındaki yastıkta kalan soğukluk, sokakta yürürken boşlukta sallanan sağ el, artık hiçbir yere ait olamayan yarım kalmışlık hissidir final. Aşkın bitişi, gidenin hayatından çıkması değildir. Onun yokluğunun evin her köşesine, izlediğin her filme, içtiğin her kahveye bir daha çıkmamak üzere yerleşmesidir. En acısı da budur: Gitmiştir, her şey bitmiştir ama geride bıraktığı koca boşluk, dünyadaki her şeyden daha fazla yer kaplar.

Aşk ile eyvallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi