Cetvel
Yazar :Evrim Kuran
Yayınevi :Mundi
Alanı :Deneme/Edebiyat
Hayata; yaşadıklarımıza, umutlarımıza, sevinçlerimize, hüzünlerimize, hayallerimize, sevgilerimize, öfkemize, kırılganlıklarımıza, şaşkınlıklarımıza ve arayışlarımıza dair kaleme alınmış; Vicdan, Hakkaniyet, Sahicilik, Gerçeklik, Yılmazlık, Tevazu, Çalışkanlık, Kıymet bilmek, Cesaret, Aşk ve Umut başlıkları altında kırk sekiz denemenin yer aldığı kitap okuyucu için gerçekten ufuk açıcı, okurken insanı içine çeken, okurun kendini bulduğu denemeler, mükemmel bir üslup içinde insan hallerini anlatıyor.
Cetvel kitabı, bize her şeyin bir ölçüye bağlı olduğunu, ölçüden muaf bir düşüncenin, tutumun, yaklaşımın, davranışın insanı daima hüsrana uğratma riskini barındırıyor olduğunu anlatıyor.
Her şeyin bir ölçüsü var; uzunluğu metre, ağırlığı kilogram, ısı durumu termometre, değerli madenleri krat yahut gram ile, su terazisi ile de eğimi, zeminin düz olmasını ölçeriz vs…
Elbette her işimizin bir ölçüsü ayarı olmalı, duygularımızın da öyle..
Severken, nefret ederken, ümit ederken, öfkelenirken..
Ölçü, bizim neyi nasıl yapacağımızı gösterdiği gibi bazen de ilişkilerimiz ve tutumlarımızda dengeli olmamızı sağlar.
Ölçünün kader ile de ilgisi vardır, neyi nasıl yaptığımız, yapacağımız da ölçü ile alakalıdır ve ölçünün bir anlamı da kaderdir..
Cetvel'de yer verdiği yazılarla yazar Evrim Kuran, yaşadığı toplumda gördüğü, düşünce ve ruh dünyasında rahatsızlıklara sebep olan siyasi ve sosyal olayları, tutumları, gördüğü duyarsızlıkları ifade etmek, kendi gibi yaralı insanlarla iletişime geçmek, onlarla köprüler kurmak için kaleme aldığı düşüncesini okurlarına taşıyabilmeyi başardığını söylemek istiyorum.
Bu bakımdan yazdığı her denemeyle o derdini haykırmış, yaşadığı veya şahit olduğu olumsuzlukları denemeleriyle çığlığa dönüştürmüş diyebilirim.
Gerçekten yazar duygularını okuyucuya taşımada hayli başarılı..
Adeta her deneme okuyucuyu düşünmeye, onu yaşadığı toplumla organik, duygusal ve bilişsel iletişime çağırmaktadır.
Bunun için kitabın okunmasını tavsiye ediyorum.
Bu değerlendirmeyi yazarın kitapta yer verdiği ŞATAFATSIZ isimli bir denemesinden yaptığım alıntıyla tamamlamak istiyorum.
“ Müşfik Kenter, ‘İşinizi şatafatsız, öyle sade yapın ki, seyreden, ‘bunda ne var, ben de yapabilirim,’ diye düşünsün,’ demiş. İşe ve insana dair bağlantıların daha sık ama daha sığ olduğu modern akışkan çağda en çok bu sadeliği özlüyorum.
Şatafatsız işleri seviyorum.
Takdir beklemeden yapılan, iğne oyası gibi dokunan, belki fiyat bilebilecek ama kıymet biçilemeyecek işleri..
Şatafatsız kentleri seviyorum.
Bilmem kaç odalı saraylarıyla değil, estetik yapılarıyla anılan, gökdelenlerinin uzunluğu ile değil, doğal alanlarının genişliği ile övünen kentleri…
Şatafatsız evleri seviyorum.
Bir yanlışı örtercesine eşyaya boğulmuş değil, yol kenarında açan çiçekler gibi olağan, insana anasının kucağında, babasının omuzunda hissi veren, ‘Bir çay koyda içelim,’ dedirten evleri…
Şatafatsız insanları seviyorum.
Her olaydan haberdar ama duygulardan bihaber insanları değil, alkış beklemeyen, gösteri toplumunun kurallarını elinin tersiyle ve hem de nazikçe reddeden; gerektiği gibi değil istediği gibi davranan; kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen değil, iyilik yapıp denize atan; bir tıkla hayatımıza girip bir tıkla çıkan değil, uyduruk ağlar yerine sahici bağlar kuran insanları…
Şatafatsız aşkları seviyorum.
Sahiplenme ve iktidarla değil, cesaret ve inançla tanımlanan, ölçü birimi karat olmayan, kadınlık ve erkeklik hallerini bir hap formunda bize yutturan değil, biricikliğimizi onurlandıran, pelerinsiz aşıkları…
Şatafatsız zaferleri seviyorum.
Bir kazanan olduğunda birçok kaybeden olduğunun altını çizmeyen, kapsayıcı, kucaklayıcı, baş döndürmeyen, ayakları yere basan, müjdeleyen, nefret ettirmeyen zaferleri….” shf. 96


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.