Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

Gönüllü Kabul

Gönüllü Kabul

GÖNÜLLÜ KABUL

İnsan, hayatın ortasında tek başına kalmanın çıplak ürpertisinden korkar. Kendine sığınak kılacağı bir yankı, bir bağ arar durur. Bir yere ait olmak arzusu, varoluşun en derin çıkmazıdır. İşte bu yüzden, herkes kendi isteğiyle, bir yere ait olma arzusuyla kendi sesini kısmayı seçer. Bu adanmışlık, teslimiyeti daha en baştan sıradanlaştırır.

Güvende olacağını sanarak kendi sınırlarının anahtarını elleriyle bir başkasının düzenine teslim eder insan. Odanın köşesinden yayılan sessizlik ağır bir yük gibi omuza çöktüğünde, derindeki büyük boşluğu kapatmak için önüne geçilmez bir istek uyanır. Bir başkasının hayat hikâyesinde vazgeçilmez bir özne olmak isteriz. Kendi toprağımızı, kendi gökyüzümüzü unuturuz. Sadece bir başkasının dünyasında güvenli bir liman olabilmek adına bütün varlığımızı ortaya dökeriz. Kendimizden ve kendi önceliklerimizden vazgeçerek attığımız bu ilk adımı, çoğunlukla sevginin temiz gölgesine gizleriz.
Oysa sevmek, yeryüzünün en duru, en hafifletici gücüdür. İnsanı daraltmaz. Nefes alacağı uçsuz bucaksız meydanları açar önüne. Gerçek bir bağın içinde insan eksilmez. Aksine kendi sınırlarını koruyarak çoğalır. Birini sevmek hikâyesini kabul etmekle başlar. Her hikâye sevilemez. Bazı hikâyeler yıkıcıdır, karanlıktır, hatta taşınması güçtür. Kimi geçmişte sadece mağdurdur, kimi ise hatalı seçimler yapan taraftır. Sözün özü, her hikâyeyi sevemeyiz. Fakat birini hayatımıza alıyorsak, hikâyesini kusuruyla, hatasıyla, iyisiyle ve kötüsüyle kabullenmek zorundayız. Karşıdakinin geçmişini, aldığı yaraları, yaptığı yanlışları bir bütün olarak kabullenmeden asla gerçek bir bağ kurulamaz. Bu kabul, dışarıdan dayatılan bir zorunluluk değildir. Tamamen derundan gelen, insanın kendi iradesiyle seçtiği bir gönüllü kabuldür.

Tam bu dürüst kabullenişin ortasında, sevginin berrak adını bir kalkan gibi kullanan bencilce kuşatmalar devreye girer. Mesele, temiz duygunun kendisi değildir. Sevgi maskesinin arkasına gizlenerek yürütülen aldatıcı esarettir. Bir insanın hikâyesini kabullenmek, geçmişin içinde kendi varlığını tamamen silmek demek değildir. Kendi hayat defterinin sayfalarını başkası için ateşe vermek hiç değildir. Birinin eksikliklerini sarmalamak, bencilce taleplerine bizi, her geçen gün bir basamak olarak kullanan tuzaklı oyunlarına boyun eğmek anlamına gelmez. Kusurları anlamak, yok oluşa göz yummak değildir.

Kuşatıcı olan taraf, bu gönüllü kabulü alır ve yavaş yavaş boyun eğilecek bir zincire dönüştürür. İyi niyet ve adanmışlık, bir süre sonra ödemekle yükümlü olunan mecburi bir borç gibi algılanmaya başlar. Biz; kendimizden, kendi benliğimizden ödün verdikçe, karşıdaki bunu doğuştan gelen bir görevimiz zanneder. Kendi vazgeçilmezlik arzumuzdan, içimizde büyüyen gizli kibirden besleniriz aslında. Bu ise sevgi değil, iki tarafın da gözlerini kör eden bencilce bir esarettir. Sevmek cesaret işidir evet, ama kendinden vazgeçmek, kendi varlığını ayaklar altına almak olmamalıdır. Hiçbir insani bağ, kendini gönüllüce yok etmeyi meşrulaştıramaz.

Hiç kimse, bir başkasının hayatında her sabah geçilmesi zorunlu olan yorucu bir yokuş ya da alelade bir tabela değildir. Eğer karşımızdaki, bizi sadece kendi yolunda yürümek zorunda olduğu için, kendisini güvende hissetmek adına bir durak gibi kullanıyorsa, orada temiz duygunun sıcaklığı barınamaz. Kendini bir başkasının bencilce çizdiği sınırlarda kaybetmek, sevgiden doğmaz. Kendi değerimizi, bir başkasının bize olan ihtiyacı üzerinden ölçmeye başladığımız an kendi pusulamızı kaybederiz. Bu hayatta hiçbir bağ, insanın kendi nefesinden, kendi varlığından daha ağır çekmez.

Gece yarıları evin içindeki sessizlik üstümüze çöktüğünde, göğüs kafesimizdeki uyanışı dinleriz. Uzun süredir bastırdığımız öfkeyi dinleriz. İşte o an, sarsıcı bir uyanışın kapısı aralanır. İnsan, kendi çıplak haykırışıyla baş başa kalır. Ve görünmez gölgeye karşı doğrudan, en dürüst itirazını fısıldar.

"Sen benim çıkmaz sokağım değilsin."

Bu cümle, ezik bir kederin ürünü değildir. Çaresiz bir ağlamanın sonucu hiç değildir. Zincirleri kırarken çıkan muazzam ve özgürleştirici sestir. Çıkmaz sokağın tabelası altında nefesini tüketmeyi reddettiği an, gökyüzünün ne kadar geniş olduğunu ilk kez fark eder insan. Ovalar önümüzde uzanıp gidiyordur. Bir insanın hikâyesini kabullenerek başlayan yolculuk, eğer günün sonunda insanın kendi hikâyesini kurutuyorsa, kapıyı itip çıkıp gitmek en büyük haktır. Kalp, tozlu duvarlardan kalkıp sonsuzluğa çevrildiğinde, atılan her adımda kendi varlığını ve biricik rengini yeniden kuşanır. İnsan hayata, kendi adımlarıyla, kimseye boyun eğmeyen mutlak özgürlüğüyle yürümeyi bilmelidir.

Aşk ile eyvallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi