Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

Mülteci Kıyametler

Mülteci Kıyametler

MÜLTECİ KIYAMETLER

Her şey, bir bakışın içinde evsiz kalmanızla başlar. Yaşanan dünyanın kalabalığında, aslında en çok kendinizden kaçarken yakalanırsınız uğultulu bir boşluğa. Bir yere varmak, bir limana sığınmak istersiniz ama vardığınız her yer, terk ettiğiniz ıssızlığın bir başka yüzü olur. Çünkü insanın yeryüzünde gerçek bir yuva araması, aslında bir başkasının kalbinde kaybolma arzusundan başka bir şey değildir. Her insanın içinde, hiçbir mülkle, hiçbir unvanla doldurulamayacak kadar derin bir boşluk vardır.

Zaman akıp giderken, adımların sıklaştığı zorlu hayat koşturmacasında insan, kendine dürüst bir yankı arar. Sadece sesini duyurabileceği değil, sustuğunda bile anlaşılabileceği güvenli bir gölge özler. Lakin hayatın rüzgârı sertleştiğinde anlarsınız sert gerçekliği; asıl sürgün coğrafi bir sınırı geçmek, pasaportlar eskitmek değil, bir gönülden yaka paça dışarı atılmaktır. Kendi içinizde büyüttüğünüz saf güven hissinin bir gecede tarumar edildiğini gördüğünüz an, zamanın ortasında rotasız bir yolcuya dönüşürsünüz. Bu öyle çetin bir yoldur ki; ne geriye tek bir adım atıp eski sığınağı bulabilirsiniz, ne de vardığınız yabancı kıyılarda sizi anlayan dürüst bir yürekle karşılaşabilirsiniz.

Kıyamet denilen şey, insanın kendi içinde koptuğu o saniyedir aslında. En sevdiğimizin gözbebeklerine baktığınızda artık orada evde olmadığınızı anladığınız an, sizin asıl yıkımınızdır. Biriktirdiğiniz tüm anılar, kurduğunuz tüm hayaller bir anda suskunlaşır. Artık o bakışlarda sadece alelade bir yabancısınızdır; ne kadar bağırırsanız bağırın, sesiniz buz tutmuş duvarlara çarpıp kendi kimsesizliğinize geri döner.

İşte gerçek mülteci kıyameti de tam burada başlar. Bizim belki de fiziken başımıza gelmeyen ama tam da kalbimizin ortasında yaşadığımız büyük sürgündür bu. Bir insanın kalbinden hazırlıksız ve ansızın kovulmak, çakıl taşları ile bezenmiş yolları çıplak ayakla yürümekten daha ağır bir yüktür. Böyle bir bozgunun ardından, dünyanın en kalabalık meydanında dahi olsanız, kendinizi derme çatma bir mülteci çadırının altındaymış gibi kimsesiz ve korumasız bulursunuz.

Bir zamanlar "avaz" dediğiniz insanların artık birer "el" olması, bu sessiz yıkımın en insani parçasıdır. Memleket dediğiniz şey sadece üstüne basılan bir toprak parçası değildir ki; memleket, sizin suskunluklarınızdaki feryadı duyabilenlerin yanıdır. O yanı kaybettiğinizde, kalbiniz fırtınanın dinmesini bekleyen çaresiz bir sığınmacıya dönüşür.

Asıl perişanlık, insanın kendi kendine bile sığınamadığı an baş gösterir. Dışarıdaki hoyratlıktan kaçıp kendi içinize girdiğinizde, orada da yabancı ve soğuk bir rüzgâr esiyorsa, siz artık kendi gönlünüzün mültecisiniz demektir. Marifet, bu sığınmasız halin içinde bile özü koruyabilmektir. Hüznü ve yalnızlığı bir eziklik gibi değil, heybede taşınan bir tecrübe olarak görmek çok asil bir direniştir.

Hepimiz, akşam olunca sığınacak bir gölge arayan, kendi kıyametinden kaçarken bir başkasının merhametine çarpan yolcularız. Yürekler yorulur, adımlar yavaşlar ama eve dönme arzusu içimizde hiç dinmez. Belki de asıl evimiz, hiç bulamadığımız ama hep aradığımız dürüst kabulleniştedir. Oraya varana dek, her vedada biraz daha mülteci, her ayrılıkta biraz daha kıyametiz.

Aşk ile eyvallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi