Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

MECBURİYETİN DOĞURDUĞU ANKA: KADIN

Gece kapkara bir tül gibi köyün üzerine çöktüğünde, Elif’in nasırlı elleri hâlâ hamur teknesindeydi. Gaz lambasının cılız ışığında titreyen gölgesi duvarda devleşirken, henüz yirmi yaşında olmasına rağmen gözleri bin yıllık bir hikâyeyi fısıldıyordu. O akşam, kucağında ateşi yükselen evladıyla fırtınanın ortasında yalınayak koşarken, rüzgâr yüzünü bir kırbaç gibi dövüyordu. Ayakları taşa takılıp kanadığında sustu; canı yandığı için değil, durmaya hakkı olmadığı için... O gece Elif, güçlü olmayı seçmedi; evladının nefesi kesilmesin diye güçlü olmaya mahkûm edildi.

Dünyanın hangi koordinatına giderseniz gidin, kadının hikâyesi hep aynı yerden kanar. Bizler, sabah uyandığında aynada kendine gülümseyen, sadece çiçekleri sulayıp şiir okumak isteyen insanlar olarak doğarız. Hiçbir kız çocuğu, "Büyüyünce acıya karşı zırh kuşanacağım," hayaliyle büyümez. Ancak hayat, narin hayallerin üzerine gri bir perde çeker ve şartlar bir mengene gibi ruhumuzu sıkıştırdığında, narin çiçeklerin arasından çelikten bir irade fışkırır. Güçlü olmak, bizim için bir tercih değil, bir hayatta kalma refleksidir.

İnsanoğlu sanır ki acı sadece tüketir. Oysa kadın için acı, ham ruhu eriten, saflaştıran ve onu yenilmez bir iradeye dönüştüren bir ateştir. Acı çektikçe, ruhumuzu hapseden görünmez prangalardan kurtuluruz; çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir kadından daha özgür kimse yoktur. Ve esasında; acı çektikçe özgürleşiriz.

Bugün dünyanın dört bir yanında, bir gökdelenin kırkıncı katında proje çizen mimar kadından, tarlada toprağı çapalayan kadına kadar herkes aynı kökten beslenir. Şantiyede varlığını kabul ettirmeye çalışan kadın mühendisin direnci de, yıkılmış bir kentin molozları arasında çocuklarını koruyan annenin siperi de aynıdır. Kadın doğulmaz, yaşanmışlıklarla, her bir yaranın kabuğundan yeni bir zırh örerek kadın olunur.
Bizler, sabahları bir fincan kahve eşliğinde huzurla camdan bakmayı, sadece bir çiçeğin soluşuna üzülmeyi, yük taşımayan narin omuzlara sahip olmayı isterdik. Ama dünya bize bu lüksü tanımadı. Bizi ateşin içine attılar, biz de o ateşten yeniden doğduk. Kadınların ellerindeki nasır, yüreklerindeki yara ve gözlerindeki çelik bakış; bir tercihin değil, bir zorunluluğun eseridir. Biz güçlü olmak zorunda kaldık çünkü zayıf olma hakkımız elimizden alındı.

Ömrüm boyunca hep o cümleyi duydum: “Ne kadar güçlüsünüz Deniz Hanım...”. Bunu her duyduğumda garip bir nazar eylerim yüzlerine. Yapmayın, bu cümleyi hiçbir kadına söylemeyin istirham ediyorum. Zira bu gezegende var olan hiçbir kadın güçlü olmayı seçmiyor, güçlü olmak zorunda kalıyor. Anlaşılmayı hiç beklemedik; sadece yaşatılmayı, saygı duyulmayı ve kendi rengimizde var olmayı istedik.

"Anladım seni," diyecek seslerin çoğalması dileği ile…

Aşk ile eyvallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi