NOTRE-DAME'IN KAMBURU
NOTRE-DAME'IN KAMBURU
Yazar. : Victor Hugo
Türü : Edebiyat/Klasik
Yayınevi. : Can Yayınları
Çevirmen : İsmet Berkan
Sayfası. : 654
Victor Hugo'nun baş yapıtlarından Notre-Dame'ın birey ve toplum hayatını etkileyen kilise etrafında dönen olaylar örgüsü içine; aşk, vefa, merhamet, adalet ve özellikle kader konusunu anlattığı bu eser Notre'Dame'ın fiziki olarak birçok kusuru bulunan Zangoçu Quasimodo, Claude Frollo(Başdiyakoz)rahip, Phoebus, feylesof Gringoire ve tabi güzeller güzeli çingene Esmeralda ve keçisinin etrafında dönen muhteşem bir hikaye..
Zangoç Quasimodo'nun Esmeralda’ya; onu koruyan, gözetleyen, dışa vuramadığı gizli aşkının büyüklüğü ve hatta ölüme onunla birlikte karşılaması, onsuz hayat yerine ölümü tercih etmesi ve fakat eğri büğrü, eciş bücüş bedeninin utancıyla bu büyük aşkı gizlemesi..
Esmeralda'nın ise Phoebus'a olan tutkusu, onun için ölümü göze alarak çarptırıldığı ölüm cezasından kurtarmayı vadeden rahip başdiyakozun kurtuluş teklifine aşkı için reddedişi..
Esmeralda'nın ise, çocuk iken bir çingene topluluk tarafından çalınması, o topluluğun bir ferdi olarak yaşaması, yıllar sonra ölüme mahkum edilmiş iken onu yıllardır arayan annesiyle buluşması ve tam buldum dediği bir anda tekrar kaybetmesi..
Ölüme mahkum edilmiş Esmeralda'yı kurtarmaya çalışan, bencil aşkına cevap vermesini bekleyen rahip Başdiyakoz, aşkına karşılık bulamayacağını bilen ve buna rağmen seven, idamını engel olmak için her türlü gayreti gösteren, Esmeralda'yı idama götürülürken kaçıran ve Notre-Dame'a, kilisenin sığınak yerine sığınmasını sağlayarak koruyan Zangoç Quasimodo’nun karşılıksız sevgisi ve sevdiği için göze aldığı tehlikeler..
Sevginin değişik boyutlarının anlatıldığı, insan iradesinin tek başına olayları biçimlendirme imkanına sahip olmadığını, her insanda var olan arzu ve isteklerin; yetişme şartları, değerler dünyasına bağlı olarak oluşan kaderin, hayatlarına etkisini, umulmadık sonuçların ortaya çıkmasını edebi bir anlatımla resmedildiği, her bir karakterin yaşadıkları hayatlardan memnun yahut gayrımemnun olmasının insan ruhunun derinliklerinden ortaya çıkıp kader olarak tecellisinin kaçınılmazlığının anlatıldığı bir roman..
Romanda zaman zaman insan ve toplum hayatını etkileyen gelişmeleri, ortaya çıkan gelişmelerin insanın bugünü ve geleceğine dair doğuracağı etkileri tartışmaya açtığını, okuru bunlar üzerinde düşünmeye davet ettiğini görüyoruz.
Bunlardan biri 236. sayfada geçen “Kitap yapıyı öldürecek” savıdır.
Bu sava göre toplumların hayatını ve kimliğinde etkili olan mimarinin yerine yazının, kitabın etkili olacağına, matbaanın bulunuşuna dair ileri sürdüğü bölümdür.
Bu bölümden yapacağımız alıntı bunu doğrulayacaktır.
“Bize kalırsa bu düşüncenin iki çehresi vardır. Önce, bu bir rahip düşüncesiydi. Yeni bir unsurun, yani matbaanın ortaya çıkmasına karşı rahip topluluğunun duyduğu korkuydu. Tapınak insanının, Gutenberg'in ışıklı basım tekniği karşısında kapıldığı dehşet ve göz kamaşmasıydı. Kürsi ile elyazmasının, dillendirilmiş söz ile yazılı sözün, basılı söz karşısında kaygılanmasıydı. Bir serçenin, lejyon meleğin altı milyon kanadını açtığını görünce düştüğü şaşkınlığa benzer bir şeydi…Özgürleşmiş insanlığın patırtı ve kaynaşmasını şimdiden işiten, gelecekte aklın imanının altını oyacağını, fikrin inancı tahtından indireceğini, dünyanın Roma'yı sarsacağını gören peygamberin çığlığı…
Matbaayla uçuculuk kazanmış insan düşüncesinin buhar olup teokrasi kabından uçacağını gören filozofun öngörüsü…Tunç koçbaşını inceleyip, “Kule yıkılacak,” diyen askerin diyeti…Bu, bir gücün yerini bir başka gücün alacağı, yani matbaanın kiliseyi öldüreceği anlamına geliyordu.
Fakat ilk ve kuşkusuz en basiti olan bu düşüncenin altında,bize göre, onun doğal sonucu olan daha yeni, kavranması daha zor, reddedilmesi daha kolay bir başka düşünce, sadece rahibe değil aynı zamanda bilgin ve sanatçıya da ait olan felsefi görüş yatmaktaydı. Bu, insan düşüncesinin biçim değiştirirken ifade tarzını da değiştireceğinin, her kuşağın temel düşüncesinin bundan sonra aynı maddeyle ve aynı şekilde yazılmayacağının, pek sağlam ve kalıcı olan taştan kitabın yerini daha da sağlam ve kalıcı olan kağıttan kitaba bırakacağının önsezisiydi. Bu açıdan, başdiyakozun müphem cümlesinin ikinci bir anlamı vardı; bir sanatın bir başka sanatı tahtından indireceği, yani matbaanın, mimarlığı öldüreceği anlamına geliyordu.
Gerçekten de, her şeyin başlangıcından Hıristiyan çağının on beşinci yüzyılına(o yüzyıl dahil) gelinceye kadar mimarlık, insanlığın büyük kitabı, kâh güç kâh akıl olarak çeşitli gelişim aşamalarında, insanın belli başlı ifade tarzı olmuştur.”
Shf.236-237
***Okundu



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.