Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

Paslı Zincir

Paslı Zincir

PASLI ZİNCİR

Çocukluktan kalan dağlanmış yaralarımızı, yetişkinlikte bağrımıza saplanan hançerleri, bize yapılan haksızlıkları unutmak istemiyoruz bir türlü. Garip, fütursuz bir hırsla tutunuyoruz o öfkeye. Sırtımızda paslı zincirlerle yürümeyi adalet sanıyoruz. Affedemeyen, öfke nöbetinden bir an bile ayrılmayan insanlara bakıyorum. Sanki çok boşlar. Hayatta hiçbir hedefleri, peşinden koşacak işleri, varılacak menzilleri yokmuş gibi, nasıl bu kadar çok zamanı birini affedememe illetine bağlayabiliyorlar, anlamak imkânsız. Ömrü, bir başkasının cenderesinde heba etmek ne büyük bir israftır.

Hayat bazen daha çocukken çırılçıplak bırakır insanı. Sığınacak bir çatı, başını koyacak bir diz bulamazsınız. Başka evlerin, başka odaların çilesini, zulmünü, dertlerini soluyarak büyümek zorunda kalırsınız. Önünüze koyulan dört adet siyah zeytinle doymayı, canınız yanarken bile çatının altında kalabilmek için çaresizce susmayı öğrenirsiniz. Hatta bir gün gelir, en büyük hayallerinizi, okuma umudunuzu sobaya atıp yakarlar kendi elleriyle. Siz sadece kitaplarınızı kucaklar, ardınıza bakmadan gidersiniz. Buna benzer ya da çok daha dramatik bir yığın acı tanımlayabiliriz. Çünkü acı çekmekte hayata dairdir. Unutulan şudur: Acı çektikçe özgürleşir insan. Affedememek, öfkeye sarılmak, bizi incitenlerin zindanında esir olarak kalmaktır.

Affetmemek gibi bir seçenek, insanın kendi hayatını kendi elleriyle zehir etmesidir. Herkesi affedelim. Ama bu, sahte bir kucaklaşma tiyatrosu olmamalı. Görüşmeyelim onlarla. Yanlarına ziyarete gitmeyelim. Öldüklerinde sahte taziyelerin kapısından geçmeyelim. Affetmek, gidip insanların doğrusuna sarılmak değildir çünkü. Affetmek; paslı zinciri kendi bileklerinden söküp atmak, o insanları hiçliğin soğuk gürültüsünde yapayalnız bırakmaktır. İntikamların en korkuncu unutmaktır zira.

Biz unuttuğumuzda, bizi incitenlerin hiçbir hükmü kalmaz bu dünyada. Kendi içimizde kopardığımız beyhude kıyametleri durdurduğumuzda, eski yaralar da usulca kabuk bağlar. Yaşam, parmaklarımızın arasından akıp giden bir pınar gibidir. Kaçıp giden güzelim günleri, bizi yaralayan insanların hatasıyla heba etmek, kendimize reva göreceğimiz en büyük haksızlıktır.

Aynı durum yaşarken affedemediğimiz ama öldüklerinde vicdan azabı çektiklerimiz için de geçerlidir. Büyük ve mutlak sessizlik çöktüğünde, ölülerin arkasından feryat etmenin, mezar taşlarına geç kalınmış çiçekler bırakmanın kimseye bir faydası yoktur. Kelimelerimizi, gerçek duygularımızı, onlar hâlâ canlı bir yürekte yankı bulabiliyorken sarf edelim. Şimdi, tam şu an, görünmez bağları geçmişin paslı zincirlerinden arındırma vakti. Ölüm başa geldiğinde, tüm dünya mülkü bile kendi yükünden kurtulmuş bir yüreğin mağrur ve hilesiz huzurunu satın almaya yetmeyecektir.

En ağır kefen ölülere değil; sırtında geçmişin paslı zincirleriyle yürüyen, kendi zamanını başkalarının günahlarıyla harcayıp bilincini gururla uyuşturmuş dirilere biçilir.

Aşk ile eyvallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi