GÖNLÜ KIRIK ARİFE
Vaktiyle uzak diyarların birinde, bilgeliğiyle tanınan bir yaşlı, bayramın ne olduğunu soran torununa şöyle demiş: "Evladım, bayram; bir yetimin başını okşadığında eline bulaşan merhamet kokusudur, bir küskünün kapısını çaldığında aralanan ağır gurur perdesidir." Şimdilerde o koku da o perde de ne kadar uzağımızda değil mi?
Bugünlerde takvimler bayramı işaret ediyor ama ruhumuz eski coşkunun çok gerisinde, yorgun bir durakta bekliyor. İnsanlığın üzerine çöken savaşların soğuk gölgesi, ekonomik sancıların bükülen beli ve her şeyi bir tıkla tüketmeye alışmış modern zaman iştahı; bayramı, sadece takvim yapraklarında kalan bir tatil kaçamağına dönüştürdü. Oysa bir zamanlar bayram; kaçmak değil, kavuşmaktı.
Hatırlıyorum... Elli yıl evvelin Ankara’sında, arife geceleri yastığımızın altına koyduğumuz rugan pabuçlar sadece birer eşya değildi. Onlar, bir yıl boyunca sabırla beklenen bir müjdenin, yokluk içinde var edilen bir sevincin adıydı. Tüketim toplumunun çarkları henüz ruhumuzu bu kadar öğütmemişti; neredeyse bayramdan bayrama yeni kıyafet sahibi olurdu herkes. Bayramlık kıyafetlerimizle uyurduk; sanki uyursak bayram daha çabuk gelecekmiş, sanki yeni kumaşın kokusu içimize işlerse dünya sonsuza dek güzelleşecekmiş gibi... O zamanlar az olan kıymetliydi, paylaşılan ise kutsal.
Şimdi ise her şeyin fazlasına sahibiz ama hiçbir şeyin tadına varamıyoruz. Çocuklar bayramı dört gözle beklemiyor artık. Bayram harçlığının bereketli neşesi, yerini soğuk ve ruhsuz bir bolluğa bıraktı. Memleketin ve dünyanın dört bir yanından yükselen feryatları duydukça, soframızdaki lokma boğazımıza diziliyor. İran’da özgürlük türküsü söylerken susturulan gencecik zihinleri, Gazze’de bir bayram sabahına uyanamayan, soykırımın gölgesinde toprağın koynuna emanet edilen masum yavruları düşündükçe; hangi neşeyle bayram diyebiliriz ki?
Biliyorum, siz de benim gibi bu çağa ait değilmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Sanki yanlış bir yüzyılın, fazla ince ruhlu bir misafirisiniz. Ama şunu unutmayınız: Uyum sağlamak, değerlerinizden vazgeçmek demek değildir. Herkesin yüzünü ekrana döndüğü bu çağda, sizin hâlâ bir kapıyı çalmanız, bir ele dokunmanız, bir kuştan özür dileyecek kadar naif kalmanız kötülüğe karşı en büyük direniştir. Değişen dünya şartları bizi yalnızlığa mahkûm etse de, eski bayramların ruhunu deruni bir sızı gibi içimizde taşımak, aslında insan kalabilme çabamızdır.
Belki bu bayram, eski arife gecelerinin hatırına, yastığımızın altına pabuçlarımızı değil ama umudumuzu koyarak uyumalıyız. Belki de bayram; tüm acılara, yoksulluğa ve yabancılaşmaya rağmen, bir insanın kalbine dokunabildiğimiz o kısacık andır.
Schopenhauer’in dediği gibi: "Yaşamın ilk kırk yılı bize metni verir, sonraki otuz yılı ise onun yorumunu sunar." Biz artık o metni en derin acılarıyla, en saf sevinçleriyle yorumlayanlarız. Varsın dünya değişsin, varsın kimse eski tadı kalmasın; siz, eşiği aşınmayan kapıların bekçisi, sönmeyen vefanın son temsilcisi olarak kalacaksınız. Çünkü Sizin bayramınız, bir çocuğun gülüşünde, bir mazlumun duasında ve her şeye rağmen kapınızda bekleyen gönlü kırık arife vaktinde saklıdır. Tüm kalbim ve samimiyetimle Nazilli Havadis ailem ile birlikte bayramınızı kutluyoruz. Kabul buyurunuz lütfen.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.