Derya Deniz Dinç

Derya Deniz Dinç

BİR HİÇLİK MÜDAFAASI

BİR HİÇLİK MÜDAFAASI

BİR HİÇLİK MÜDAFAASI

Eski kütüphanelerin ağır ve huzurlu kokusunu bilirsiniz; kâğıtla tozun, yaşanmışlıkla unutulmuşluğun iç içe geçtiği loş koridorlar… İşte o koridorlarda iki gölge yürür aslında. Biri, heybesini yalnızca anlamak ve olmak için dolduran bir derviş sükûneti; diğeri ise elindeki diplomaları, unvanları ve kazandığı ödülleri birer zırh gibi kuşanmış, gürültülü bir kibir. Kibirli bir zihin, girdiği her ortamda sesini daha gür çıkararak, bildiklerini birer silah gibi kullanır. Böyle düşünenler için bilgi, bir aydınlanma aracı değil; başkalarının üzerinde yükselebileceği, onları küçümseyebileceği bir basamaktır yalnızca. Oysa kütüphanenin tozlu rafları arasında fısıldayan gerçeği duymaz: Dağın zirvesine başkasını aşağı iterek çıkan, orada tek başına ve dayanılmaz bir soğukla baş başa kalır. Kendi sesinin yankısından başka bir şey duymaz olur zirvede ve aşağı baktığında gördüğü tek şey, kendi elleriyle ördüğü tenha kimsesizliktir

Üstünlük savaşı dedikleri bitmek bilmeyen kavga, aslında insanın kendi içindeki derin hiçlik kuyusunu başkasının toprağıyla doldurma çabasıdır. Kendi değerini, başkasının değersizliği üzerine inşa etmeye çalışan her insan, aslında içten içe büyük bir açlık çekiyordur. İnsan, içindeki eksik ve sevgisiz yanıyla yüzleşmekten korktuğu için dışarıya koca unvanlardan ve etiketlerden örülmüş aşılmaz surlar diker. Kibir, insanın kendi güçsüzlüğüne giydirdiği en zavallı, en iğreti maskedir. Bu mücadele, dışarıdaki düşmanlarla değil, insanın kendi vicdan terazisi ile yapılır. Ne kadar çok bağırırsak, ne kadar çok şeyi fethettiğimizi iddia edersek, içimizdeki dipsiz kuyunun derinliği o kadar çok batar gözümüze.

Oysa asıl asalet, hiçlik kuyusunun kenarına gelip, belirsizliğin ve çıplaklığın içine korkusuzca bakabilmektir. Bilgiyi bir tahakküm aracı olarak değil, kendi cehaletini ve acizliğini kucaklayan mağrur bir sessizlik olarak kuşanmaktır. Gerçekten var olan insan, kimseye kendini kanıtlamaya ihtiyaç duymaz. Çünkü o zaten kendi varlığının hilesiz şahididir. İçinizde ne varsa dışınıza o sızar. Eğer içinizde bir barış, bir hakikat ve bir denge yoksa dışarıya sızan şey ne yazık ki sadece başkalarını inciten soğuk kibir ve yıkıcı rekabettir.

En sonunda, elimizde ne kazandığımız diplomalar kalacak ne de çok övündüğümüz unvanlar. Yanımızda götürebileceğimiz tek şey, dokunabildiğimiz yüreklerin sıcaklığı, dindirebildiğimiz bir acının huzuru ve iyi niyetlerdir. Asıl mesele bir makamın ya da gücün gölgesine sığınmak değil, gölgeye en çok ihtiyacı olanlara koca bir çınar olabilmektir. Hayatın süzgecinden geçmiş bir olgunluğu, toyluğun masumiyetiyle harmanlayabilen insan gerçekten zirvededir. En büyük zafer, bir insanın kalbine giden ince yolu şefkat ve merhametle yürüyebilmektir.

Hayat boyu biriktirilen etiketlerin, duvara asılan yaldızlı çerçevelerin arkasında ki boşluk bir tokat gibi vurur yüzümüze. Diğerlerinden daha yukarıda durmak adına kırılan kalpler, insanın kendi çıplak vicdan hücresinde en büyük yenilgisidir aslında. Kendini kanıtlamak için girilen yarışlar bittiğinde, elde kalan tek şey derin ve soğuk bir hiçlik oluyor. Başkasının toprağıyla doldurulmaya çalışılan ise insan kendi gerçeği ile yüzleşmedikçe dolmayan, hep acıtan bir kuyu olarak kalıyor.

Aşk ile eyvallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Derya Deniz Dinç Arşivi