İSLAM, OTORİTERLİK ve GERİ KALMIŞLIK
İSLAM, OTORİTERLİK ve GERİ KALMIŞLIK
Küresel ve Tarihsel Bir Karşılaşma
Yazar. : Ahmet T. KURU
Yayınevi. : Ayrıntı Yay.
Türü. : Düşünce
Çevirmen. : M. Ali KOÇ
Son günlerde ülkemizin düşünce dünyasını yansıtan YouTube mecrasında önemli programlara konuk olarak çağrılan akademisyen yazar Ahmet T. Kuru’yu takip ederek dinleme imkanı buldum.
Ahmet Hoca, üzerinde çalıştığı İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık hakkında önemli tespitler yapıyor.
Hem konuya vukufiyeti, hem sakin, mutedil üslubuyla insana, dinleyenlerine güven veriyordu.
O sadece kafasındaki sorulara cevap aramış ve bulduğu cevapları takipçileri ile paylaşmayı bir vazife telakki etmiş duygusunu muhataplarında uyandırıyordu.
Anadili Türkçe olmasına rağmen kitap daha önce başka birçok dilde yayınlanmış ve Türkçeye çevirisi İngilizceden yapılmış.
Kitabın Türkçeye çevirisi maalesef onüç farklı dilde yayınlandıktan sonra ondördüncü ülke olarak ülkemizde de yapılarak yayınlanmış ancak, kısa sürede dördüncü baskısını da yapmış durumda.
Kitabı ülkemizin okurlarıyla buluşturan Ayrıntı Yayınlarına bir okur olarak ayrıca teşekkür ediyorum.
Kitabı okurken sık sık Daren Acemoğlu'nun Ulusların Yükselişi kitabı aklıma geldi.
Daren Hoca o kitabında ilerlemenin temel sebebinin yönetimde demokrasinin belirleyici olduğunu, din, etnisite, kültür, coğrafya vb faktörlerin belirleyici olmadığını örnekleriyle anlatıyordu.
Ahmet Hoca'da araştırmalarıyla bu benzer şeyler söylüyor, yönetimi etkileyen faktörleri bir bir sıralıyor.
Ona göre ilerlemenin temel belirleyeni özgürlük ve bu özgürlüğü sağlayan ve koruyan faktörler şöyle ifade ediliyor.
Düşünce insanlarının bağımsız varlığı ve bunu besleyen kurumlar, ticaret erbabının, sermayenin, burjuvazinin ve sivil toplumu besleyen sınıfların varlığı ve özgürlüğü...
Gelişmişlik, ileri olmanın varlığında, özgürlük ortamının, rekabetci anlayışın varlığı önemli etkiye sahiptir.
İslam toplumunun geçmişinde yaşanan parlak zamanları, vahye/Kur’an’a özgürlükçü bir zihinle yaklaşılması ve yorumlanmasının tezahürüdür.
Yazar kitapta bu iddiasının altını doldurmak, hamasetin ötesinde bir gerçekliği ifade etmek için sık sık örnekler veriyor ve rakipleriyle İslamı mukayese ediyor.
İslam dünyasının geri kalmışlığını ise, Sünni Ortadoksiye bağlıyor.
Sünni Ortadoksinin temel fonksiyonunu ise, “Ulema- Sultan ittifakı” olarak görüyor.
İslamın Özgürlükçü yorumu Mutezili ve Maturudi yorumuyla ve İmamı Azam Ebu Hanife çizgisiyle ifade ederken, Emevi, Abbasi, Memlûk, Gazneli, Selçuklu ve özellikle bu Sünni Ortadoksi’nin kurumsallaşmasında İmamı Gazali ve Nizamiye Medreselerinin etkilerini ifade ediyor.
Selçuklu ve Osmanlı döneminde var olan yükselmeyi ise, daha çok askeri düzeyde görüyor ve bu dönemde rakiplerin yönetim anlayışlarında ciddi bir fark oluşturacak düzeyde organize olamamaları ile açıklıyor.
Yazar, kitapta bilginin yayılması hususunda müslümanların çok geri kaldığını, kağıdı bulmuş olmalarına rağmen devlet ulema ittifakı sebebiyle matbaadan faydalanılmadığı, ulemanın matbaanın gecikmesinde yönetimi etkilemesine bağlıyor.
İslam dünyasında devletin özgürlükçü düşünce, bilim insanları ve bilime itibarın eksikliğinin yanısıra tüccar yahut sanayici burjuvazinin yokluğuyla birlikte halkın haber almada özgür basın yayın kurumlarının olmamasından bahsetmemesi kısmen eksiklik olarak görülebilir.
Bu eksiklik günümüz de daha fazla hissedilmekte, bunun yanısıra hem denetleme, hem yargılama erkinin bağımsızlığına da açık bir dille yer verilmediğini görüyoruz.
Oysa, bağımsız ve tarafsız yargı kurumuyla verilecek hukuk güvencesi günümüzde birinci derecede önemli görülmelidir.
Hatta, hukukun evrensel, uluslarüstü temini; ulaşım, iletişim ve sermaye, mal ve emek dolaşımının hızı düşünüldüğünde daha büyük önem arz etmektedir.
Kitap yer alan önemli tespitlerden bir diğeride,
dünyada yaşanan büyük değişimlerin etkisiyle seksen sonrası seküler devlet yönetimini benimseyen ülkelerde “Ulema- Devlet ittifakı”nın yeniden canlanması ve nedenleri üzerinde düşünülmeye değer derecede önemlidir.
Hasılı kitap ülkemizin çoraklaşan düşünce dünyası için can simidi olarak görülmeye değer niteliktedir.
Art arda gelen baskıya girme serüveni, düşünce dünyamızı hareketlendirme, kalıcı sonuçlar üretme konusunda ümitlerimizi yeşertmektedir.
Kitapta, okuyucunun işinin kolaylaşması düşünülerek her bölüm sonrasında sonuç bölümü verilerek adeta konu tekrarı yapılmıştır.
Kitaptan yapacağım alıntıyla devam edeyim.
“Son bir asırdır, İslami aktörler ve sekülerler, Müslüman dünyadaki sorunların varlığının farkındalardı - ama sebepleri genelde yanlış yerde aradılar. İslami aktörler, sorunların nedeni olarak ya Batı sömürgeciliğini ya da ülkelerindeki Batılılaşma reformlarını suçladılar. Sekülerler ise, öncelikle İslami aktörleri suçlasalar da Batı karşıtlığı konusunda çok farklı davranmadılar. Birbirlerinden farklı görünen bu iki grup, son tahlilde devletçi olma noktasında birbirlerine benzemektedirler.
Batı sömürgeciliğinin birçok müslüman ülkede yerel kurumları yok ettiği ve doğal kaynakları sömürdüğü inkar edilemez. Ancak, Batılı güçlerin neden olduğu zarara odaklanmak, Müslümanların kendi başarısızlıklarını ele almalarını fikirlerini, politikalarını ve kurumlarını reforme etmelerini engellemiştir. Ne Batı karşıtlığı ne de İslami aktörler ile sekülerler arasındaki çekişme, Müslümanların sorunlarını çözmeye yardımcı olacaktır. Bunun yerine, hem İslami aktörler ile sekülerler kesimler, entelektüel karşıtlığı ve ekonomi üzerinde devlet kontrolü sorunlarını ele almalıdır.
Müslüman toplumların karşılaştığı sorunların kaynağı doğrudan İslam değil, İslam'a atfedilen kimi yorumlardır. Bu kitap Sâsânî din-devlet kardeşliği kavramından ilham alan ulema-devlet ittifakının Müslümanların birçok krizinin ana kaynağı olduğunu göstermektedir. Bugün Müslümanların siyasetle ilgili yeni bakış açılarına ihtiyacı vardır. 20.yüzyılda sekülerler ve onların 19.yüzyıldaki reformist öncülleri bu gerekliliği kabul ettiler, ancak felsefi olarak derin ve halkı ikna edici alternatif siyasi teoriler üretemediler…shf.305
***Okundu


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.